"Tarihi canlı bir savaş alanı, bir ideolojik çatışma bölgesi olmaktan kurtarmamız lazım"

 

1920’lerde Lefke’de Oynanan İki Temaşa: “Türk Kanı” ve “Vatan Yahut Silistre” Piyesleri

Rahmetli Harid Fedai hocam 2015 yılında Söz ve Doğru Yol gazetelerinin 1920-1922 yılları arasında yayınlanmış sayılarının fotokopilerini kısa süreliğine kullanmam için verdiğinde, karışık olan gazete nüshalarının bir kısmının sayılarını ve tarihlerini de tespit edemediğim halde buradan birkaç Lefke haberi yakalamıştım. Bu yakaladığım haberleri zaman zaman değişik yazılarımda değerlendirdim ve değerlendiriyorum. Maalesef sonraki dönemde bu gazeteleri bir daha edinme şansım olmadığından yakaladığım haberlerin tarihlerini tespit edemedim. Ama gazete sayılarının 1920-1922 yıllarına ait olduğundan eminim…

Gazetede yakaladığım haberlerden biri Lefke’de oynanan Türk Kanı temaşasıyla ilgiliydi. Eski yazıyla olan bu haberi sonraki günlerde günümüz yazısına aktardım. Hatta bir ara galiba facebook’taki LGL Grubu’nda da paylaştım bu haberi. Fakat şimdiye kadar bir çalışmada değerlendirmemiştim. Kısmet bu yazıya imiş.

Haber aşağıdaki gibiydi:

“Hâsılat-ı sâfiyyesi Lefke inâs mektebi menfa’atına â’id olmak üzere Kurban Bayramının birinci günü akşamı Lefke Türk gençleri tarafından “Türk Kanı” piyesi mevkı-i temaşaya vaz olunacaktır”.

Fotokopiler arasından yakaladığım haber bu kadardı. Fakat bu kısa haberde çok tarih vardı. Yakaladığım tarihleri şöyle özetleyeyim: 1. 1920’lerde Lefke Türk gençleri tiyatro eseri oynuyor; 2. Kurban Bayramına özel olarak tiyatro eseri oynanıyor; 3. Oynanan oyundan toplanan para Lefke’deki inâs yani kız mektebine verilecek; 4. Türk Kanı isimli bir eser oynanıyor. 

Bu haberden tarihin birçok ayrıntısını yakaladık ama yakalamadıklarım da var: Temaşada kimler oynamış? Yönetmeni kimmiş? Temaşa Lefke’nin neresinde oynanmış? Halkın katılımı ve tepkisi nasılmış? Eserin yazarı kimdir ve konusu nedir? vb. Bu soruların bir çoğunun cevabı benim için hâlâ da muammadır. Sadece birisini şimdilik çözebildim: Eserin yazarı ve konusunu. Belki bu sorunun cevabını bir az uzatacağım ama bence uzatmakta fayda da vardır: 1920’lerde Lefke’de ne tür bir eserin oynandığını öğrenmemiz dönemi anlamamız bakımından önemlidir. Bakarsınız bu çalışmamız konuyla, dönemle uğraşanlar için veri oluşturur ileride.

Eserin yazarı ve konusuyla ilgili bilgiye Cam Şen ve Mustafa Mutlu’nun ortak çalışması olan Balkan Savaşlarının Tiyatromuza İlk Yansımalarından Biri: Mehmet Sırrı’nın Türk Kanı Adlı Piyesi makalesinden ulaştım. Oradan hareketle sorumuza cevap arayacağız.[1]

Türk Kanı piyesinin yazarı Mehmet Sırrı, Sakız doğumlu İzmir’in önemli kültür adamı, gazeteci ve öğretmendir. Çocuklar için yazılmış piyesleri, pedagojik mahiyette şiirleri, roman ve çevrileri bulunmaktadır. Türk Kanı eseri ilk defa 1913 (1329) yılında İzmir’de yayımlanmıştır.

Türk Kanı piyesi Balkan Savaşlarını konu edinen ilk eserlerdendir. Balkan Savaşları devam ettiği bir dönemde yazılması esere ayrı bir özellik kazandırmıştır.

“Milli facia” olarak taktim edilen eser iki perdelik küçük bir piyestir.

Peki, bu değerli eserin konusu ne? Onu da bahsettiğimiz makaleden aktaralım:

İzmir’de geçen birinci perdede öğrenci olan Orhan, ağabeyi Nadir ve babaları Ahmet Efendi yer almaktadır. Piyes Nadir ve Orhan’ın konuşmaları ile başlar. Okulu bırakmayı düşünen Orhan’a ağabeyi bunun sebebini sorar. Orhan da durumu ağabeyine izah eder: Mektebe yeni gelen ahlâk dersi öğretmeni derste faziletin en yüksek derecesinin insanın düşmanına iyilik etmesi olduğunu söylemiştir. Bunun üzerine Bulgarların Balkanlardaki vahşetini düşünen Orhan, bunca vahşete karşı düşmana iyilik yapma düşüncesinin yanlış olduğunu öne sürerek böyle eğitim verilen bir okulda daha fazla okuyamayacağını savunur. Ona göre insan düşmanına iyilik etmek bir yana kendisine ve milletine yapılan kötülüğün intikamını almalıdır. Ateşli bir şekilde bu düşüncelerini anlatan Orhan, Nadir’i de etkiler ve beraber mücadele etmeye karar verirler. Babaları Ahmet Efendi onların bu coşkun duygularına karşı çıksa da onu dinlemezler. Birinci perde bu şekilde kapanır.

Edirne’de geçen ikinci perdenin şahıs kadrosunu Bulgar zabiti, Bulgar neferleri, Edirneli bir Türk kızı ve Orhan oluşturur. Bulgar zabitinin kendi kendine konuşmasıyla başlayan perde zabitle Orhan’ın diyalogları ile gelişir. Orhan, birinci perdede Bulgarlar tarafından puthaneye çevrildiğini söylediği camii içindeki Bulgarlarla beraber havaya uçurmuştur. Bunun üzerine tutuklanan Orhan, Bulgar zabiti tarafından sorgulanır. Zabitin askerleri ve Orhan’la olan konuşmalarından Bulgarların Edirne’deki Müslüman Türk ahaliye yaptıkları zulümler öğrenilir. Yine zabitle Orhan arasındaki konuşmadan Nadir’in de bir Bulgar cephaneliğini havaya uçurduğu ve bu esnada şehit düştüğü öğrenilir. Bulgar askerleri tarafından bomba taşırken yaralanarak tutuklanan Edirneli Türk kızı da zabit tarafından sorgulanır. Bu sayede Edirne halkının da işgalcilere karşı mücadeleye başladığı vurgulanır. Piyes Orhan’ın Bulgar askerleri tarafından kurşuna dizileceği an perdenin kapanması ile biter.”[2]

*           *           *

Aynı dönemde Lefke’de oynanan diğer bir temaşa Namık Kemal’in “Vatan yahut Silistre” piyesidir. Nereden mi biliyoruz? Sabahattin İsmail ve Ergin Birinci’nin ortak çalışması olan Atatürk Döneminde Türkiye-Kıbrıs İlişkileri (1919-1938) kitabını okurken rastladım bu bilgiye.[3] Geçen gün de yine Yaşar Ersoy’un Kıbrıs Türk Tiyatro Hareketi kitabını karıştırırken aynı bilgi çıktı karşıma. Ama bu sefer bilginin kaynağının Harid Fedai hocamız olduğu da yazılıydı.[4]

Kitaptaki bilgi şu şekildedir:

“17. Namık Kemal -Vatan Yahut Silistre, Lefkeli Gençler (Muhacirin Yararına), Lefke-1922.”[5]

Evet, Lefkeli gençler bu sefer başka bir eseri sahneleştirmişlerdi. Eser önemli bir eser. Konusunu aşağıda vereceğim. Önemli dememin başka bir nedeni var. Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistre piyesi Kıbrıs Türk tiyatro hareketinde Batılı anlamda ilk temsildir. 26.01.1908 tarihinde Mağusa’da oynanmıştır.[6]

Bu eser Lefke’de ilk defa 1922 yılında mı oynandı, yoksa daha önce de oynanmış mıydı? Yukarıda bahsedilen Türk Kanı eserinden önce mi oynandı, sonra mı? Bu eserler Lefke’de oynanan Batılı anlamda ilk temsiller midir? Şimdilik bu soruları cevaplamak için dolgun bilgiye ulaşamadım…

Bildiğimiz, Vatan Yahut Silistre eserinin 1922 yılında Lefke’de oynandığıdır. Bilmediklerimiz yine de var:Lefkeli gençler bu oyunu nerede oynadılar, yönetmenliğini kim yaptı, halkın katılım ve tepkisi nasıldı, oyunda kimler rol aldı?

Haberde birçok sorunun cevabı yok ama önemli ve anlamlı bir ayrıntı var: temaşanın “muhacirin yararına” düzenlenmesi ayrıntısı. Bilindiği gibi Anadolu’da Türk Milli Mücadelesi sürerken Kıbrıslı Türkler de çeşitli yardım kampanyaları düzenleyerek bu mücadeleye destek vermişlerdir. Bu yardım kampanyalarından biri de tiyatro temsilleri düzenleyerek toplanan paranın Anadolu’ya göndermesi şeklindeydi. Harid Fedai hocamızın dönem gazetelerinden tespit ettiğine göre bahsi geçen yıllarda Kıbrıslı Türk gençleri ve kadınları tarafından yardım amaçlı 20 civarında piyes oynanmış ve müsamere düzenlenmiştir.[7]

Evet, Lefkeli gençler Anadolu’daki Türk Milli Mücadelesini desteklemek için yardım kampanyası düzenlemiş ve bunun için 1922 yılında Lefke’de Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistre eserini oynamışlardır…

Eserin yazarı Namık Kemal’i özellikle Kıbrıs Türkleri arasında tanımayan yoktur diye düşünüyorum. Fakat şimdiki nesli düşündüğümde Vatan Yahut Silistre eseri konusunda aynı düşüncede değilim. Bundan dolayı da Vatan Yahut Silistre eserin kısa konu ve özetini burada hatırlatmak istiyorum:

Eserin Konusu: Silistre bugünkü Bulgaristan’da Tuna ırmağının kıyısında, bir kenttir. 1388 yılında Türkler tarafından fethedilen Silistre, 1853-1856 Kırım Savaşı sırasında çok kalabalık bir Rus ordusu tarafından kuşatılmış, Musa Hulusi Paşa kumandanlığındaki Türk kuvvetleri kırk gün boyunca, kaleyi kahramanca savunurlar. Kitapta, asıl verilmek istenen Vatan Sevgisi’dir. Bunun yanında, Silistre Kalesi’ne yardıma koşan gönüllüler ve bunlardan İslam Bey ile Zekiye’nin aşkı da anlatılmaktadır.

Eserin Kısa Özeti: İslam Bey, gönüllü olarak orduya gideceğinden dolayı uzaktan sevmekte olduğu Zekiye ile vedalaşmak üzere onun odasına girer. Zekiye’ye, kendisi hakkında beslediği sevgiyi anlatır. Kız da ona karşı kayıtsız olmadığı gibi, onun arkasından o da erkek elbisesi giyerek gönüllüler takımına karışır, Silistre’ye kadar gider. Silistre’de kuşatma altında kalırlar. Bu arada İslam Bey yaralanır, ona, Âdem ismini almış olan Zekiye bakar. Yaralı olduğu halde İslam, yanında Abdullah Çavuş ve Zekiye ile düşman cephanesini ateşlemek üzere giderler. Dönüşlerinde düşman kuşatmayı kaldırıp çekilmiş vaziyette bulurlar. Kumandan Sıtkı Bey de. Zekiye’nin vaktiyle bir namus meselesinde itaatsizlik ettiği için keçe külah edilmiş olduğundan asıl adı olan Ahmet’i değiştirip Sıtkı’yı kullanarak yeniden askerlikte rütbesi kazanmış olan babası çıkar. İslam ile Zekiye’nin düğünleri kazanılan savaşın mutluluğuyla birlikte yapılır.

*           *           *

Uzun okumadan sonra eee? dediğinizi duyuyorum. Nasıl da duymayayım, bu kadar anlatımdan sonra yazının eeesi sorulmaz mı? Yazımın eeesi de şu ki, 1920’lerde Lefkemizde modern anlamda tiyatro eserleri oynanıyor. Hatta bazen tiyatro eserlerinin oynanması bayram günlerine denk getiriliyor. Oynanmak için eserler seçilirken vatan, millet sevgisinin ön planda olduğu, bağımsızlık, bağımsızlık için mücadele duygulu eserler tercih ediliyor. Oynanan temaşadan toplanan paralar yardım amaçlı olarak eğitim kurumlarına veriliyor, Anadolu’daki Türk Milli Mücadelesine yardım için gönderiliyor…

“Tiyatro halkın yüceliğini ya da çöküşünü gösteren ölçüttür…”


[1] Can Şen, Mustafa Mutlu, “Balkan Savaşlarının Tiyatromuza İlk Yansımalarından Biri: Mehmet Sırrı’nın Türk Kanı Adlı Piyesi”, JOMELIPS, Cilt: 1, Sayı: 1, Yaz 2016, s. 114-138.

[2] A.g.m., s. 118-120.

[3] Sabahattin İsmail, Ergin Birinci, Atatürk Döneminde Türkiye-Kıbrıs İlişkileri (1919-1938), Akdeniz Haber Ajansı Yayınları, b.y.y., b.t.y., s. 12.

[4] Yaşar Ersoy, Toplumsal ve Siyasal Olaylarla İçiçe… Kıbrıs Türk Tiyatro Hareketi, Peyak Kültür Yayınları, Lefkoşa 1998, s. 17.

[5] Ersoy, s. 17.

[6] Ersoy, s. 8-9.

[7] Ersoy, s. 16-17, İsmail-Birinci, s. 3.

 391 20-03-20

  Paylaş   Tweetle   Paylaş   Paylaş   Gönder
Copyright © 2017 Doç. Dr. Elnur Ağayev | Bu sitedeki tüm görsel materyallerin hakkı saklıdır.
×

Hoşgeldiniz

×

Avatar
Hatırla beni