"Tarihi canlı bir savaş alanı, bir ideolojik çatışma bölgesi olmaktan kurtarmamız lazım"

 

XX. Yüzyıl Başlarında Lefke Bağçelerine Musallat Olan Hastalık

 

Lefke bahçeleri soğuk kıştan ve hastalıklardan çektiği kadar başka bir şeyden çekmedi her halde. Başka çektikleri varsa şimdilik bilmiyorum. Ha, bahçe sahipleri bahçeye gelen suların yıllık ücretlerini ödemede de sıkıntı yaşamışlardır bir zamanlar. Maratasa deresinden akan su tartışmaları da var galiba. Fakat şimdilik bu konuya girmeyeceğim. Dinlediğim latifeleri ayrı bir yazıda değerlendireceğim. Şimdiki konumuz Lefke bağçelerine musallat olan hastalıktır…

Bu arada başlıkta bahçe değil de bağçe yazdığım için de beni mahzur görün. Mahzur görülmek istememin iki açıklaması var: 1. Aşağıda bahsedeceğim XX. yüzyıl başlarındaki kaynaklarda bu isim bağçe şeklinde kullanılıyor, 2. Büyüdüğüm Azerbaycan kültüründe de bahçe denmez bağça denir. Bu kültürümden olacak ki kelimeye dokunmamayı tercih ettim başlıkta ama yazının içerik kısmında günümüz Türkçedeki şeklini kullanıyorum…

*           *           *

Efendim, bilindiği gibi Lefke bakır madenleri ve limongil bahçeleri ile ünlüdür. Şimdilik bakır madeni konusunu başka bir yazıya bırakarak Lefke bahçeleri konusunda birkaç kelam etmek istiyorum. Aslında derdim, Kıbrıs Türk gazetelerinden olan Mir’ât-ı Zaman ve Sünûhât gazetelerinde 1906 yılında Lefke bahçelerindeki hastalıklarla ilgili yayınlanan benzer iki haberi değerlendirmektir. Fakat sadece iki haber üzerinden yürümek de eksik olurdu. Bir az Lefke bahçeleri muhabbetini yapıp sonra habere döneceğim. Nasılsa haberler elimizde…

… Daha önce de yazdıydım, bölgeye geldiğimizde ilk dikkatimizi portakal bahçeleri çekmişti: Güzelyurt’tan yol boyu Lefke’ye kadar uzayan portakal bahçeleri. Sonraki günlerde Lefke’de akşam yürüyüşlerini yaparken bir daha Lefke bahçelerine hayran kalmıştık. İlk dönemde yürüyüş yolumuz belki kısa idi (sosyal konutlardan Gazi Lisesi’ne kadar, şimdiki Fikret Demirağ sokağı) ama bu yolu Lefke’nin en “yahşi” yürüyüş yolu olarak tarif ediyorduk. Fakat sonraki günlerde buna benzer yürüyüş yollarının Lefke’de çok olduğunu gözlemledik ve portakal kokuları eşliğinde serinlik içinde yürüyüş yollarımızı çeşitlendirdik. Sondan bir önceki yürüyüş yolumuz sosyal konutlardan başlar ve Aplıç’taki sınır kapısına kadar uzardı. Bu yürüyüşlerimizden unutamadığım bir ayrıntı da var, önemlidir, anlatmam lazım; sağlı sollu yollara dökülen portakallar. Mahsulün yola dökülmesine çok üzülmüştük ama küçük olan oğlanlarım buradan kendilerine bir eğlence çıkarmışlardı; yola dökülen bozulmuş portakalları ayaklarıyla yol boyu aşağıya doğru top niyetinde yuvarlayarak eğleniyorlardı. Bilmem küçük oğlanın futbol aşkı buradan mı başladı…

Lefke’nin portakal bahçelerini yakından hissetmem ile ilgili son olayı geçen sene yaşadım. Fedai Ferit beyin portakal bahçelerinden Mart-Nisan aylarında yükselen çiçek kokuları yeni taşındığım evi, odamızı, koridorlarımızı haftalarca terk etmedi. Bu müthiş bir hoş kokuydu, tarif edilemez….  

Lefke bahçeleri denilince aklınıza şimdi sadece portakal gelmesin. Lefke bahçelerinde limon temele oturmakla beraber değişik ağaçlar bulunmaktadır: hurma, zeytin, ceviz. Ama tabi ki Lefke bahçelerinin esasını portakal bahçelerinin oluşturduğu da bir gerçek…

Lefke bahçeleri denince ilk akla değerli Harid Fedai hocamız gelir. Akademik çevrede onun kadar Lefke bahçelerini ve özellikle de Lefke portakallarını anlatan olmamıştır her halde. Kıbrıs’ta ve ya yurt dışında düzenlenen konferanslarda Harid hocamın Lefke portakalı ile ilgili anlatımını duymayan da yoktur. Silik Sayfalar kitabında Lefke’nin portakalını, portakal bahçelerini, 1960’larda Lefke portakalının durumunu bol bol anlatır.[1] Harid hocam bununla da yetinmemiş, bir de Lefke’de Bahçe Adları konulu bir bildiri sunmuş.[2] Bu bildirisinde Harid hocamız, Lefke’deki bahçe isimlerini teker teker anlatıyor, açıklamalarını veriyor. Hocamızın bildirisini hatırlatmışken bugün halk arasında dillendirilen, bilinen fakat bildiride yer almayan iki ismi de ben not edeyim. Bunlardan biri Kerhaneler Bahçesi ismidir. Bahçenin önünde 1950’lerin ikinci yarısında bir kerhane bulunduğundan dolayı bahçeye bu isim verilmiştir. Ve halk arasında bahçe hâlâ bu isimle anılmaktadır. Diğer ise Evgenia Bahçesi ismidir. Bir Rum tefeci olan Evgenia borç verdiği insanlardan borcunu tahsil edemeyince karşılığında bazı bahçeleri almıştır. Borcun başında peşin komisyon, borcun sonunda okkalı bir faiz. Borç ödenmezse aldığı malı açık artırma ile satılıyordu. Parası olan halktan insanlar Evgenia’dan böyle mal alabiliyordu. Nitekim açık artırmaya çıkan malların çoğunu kilise destekli Rumlar alıyordu. İyi ki Sait Bey’in öncüllüğünde Lefke Kooperatifi kuruldu da Lefkeli nefes almaya başladı… Şimdi Evgenia Bahçesi ifadesi çok fazla kullanmasa da zaman zaman duyulan bir isimdir.

Hala Harid hocamızla aramızda geçen bir portakal muhabbeti var ki:

“Bir gün buluştuğumuzda sormuştu bana:

- Elnur oğlum, yıllardır Lefke’desin, söyle bakalım Lefke’nin en iyi portakalı hangi bölgesindedir?

- Harid hocam, Lefke portakalları hepsi güzeldir - demiştim.

- Yok oğlum, daha öğrenememişsin, Lefke’nin en iyi portakalı Aplıç portakalıdır, oradaki derenin verdiği hava ve toprağının özelliği portakala ayrı bir lezzet katar - demişti…”[3]

 Lefke portakallarından bizlere bahseden diğer bir Lefkelimiz Nazım Beratlı’dır. O da Lefke Sevgilim kitabında Lefke porttakilerine geniş yer ayırır. Hatta Kıbrıs’taki İngiliz valisi Sir Ronald Storrs’un “Yafa’dan bile daha lezzetli portakalları olan, Lefke” lafını bizlere hatırlatıyor.[4]

Daha Lokman hekimin Lefke bahçeleri ve turunçgilleri ile söylediklerine ne demeli. Lokman hekimin bu ifade edişine hayran kalıyorum:

“Cennetten kopmuş bir parçayı tanzir eden (andıran) Lefkeyi o namütenahi (sonsuz) portakallıkları, leymonlukları, mandalinalıkları; itriyatî Kızmemeli ve Venedikli ağaçların (Kızmemesi ve Venedik limongil türlerindendirler - H.F.) ezharı (çiçekleri) içinde gaşyolmak (kendinden geçmek) isterim!”[5]

Manilerde portakal mı desek:

Portakal atışalım,

Beraber kapışalım,

Sen ordan gel ben burdan

Lefke’de buluşalım.[6]

Yoksa şiirlerde mi:

Öp Akdeniz’i öp

Dikenli bir portakal bahçesinden Lefke’nin

Bir portakal getir bana

Soyuver küçücük ellerinle,

Tırnaklarının arasından bulayım kokusunu

Bul bana, getir bana sevgilim.”[7]

Bitmez bu portakal muhabbeti… Biz konumuza dönelim iyisi…

*           *           *

Evet, dedim ya XX. yüzyılın başlarında Lefke bahçelerine musallat olan hastalıkla ilgili 1906 yılına ait iki gazete haberi var elimde. Haberler XX. yüzyılın başlarında yayınlanan iki önemli gazetemizden: Mir’ât-ı Zaman ve Sünûhât gazetelerinden.

Önce bu makaleleri sırasıyla eski yazıdan yeni yazıya aktarıp vereyim, sonra ise üzerine birkaç kelam edeyim.

Lefke Bağçeleri[8]

Hastalık

“Bu kasaba ahâlisinin serveti, hayâtı, geçincesi hep bu bağçeleri iledir. Ahâlisinin her dürlü ihtiyâcâtını def’ iden [gideren], her dürlü menâfiini te’mîn iden bağçeleridir. İşte bu bağçeler yedi sekiz senedenberidir umûmî bir hastalığın taht-ı te’sîrinde mahv olub gidiyor. Yedi sekiz senedir ahâlisinin bu bağçelerden aldığı mahsûlât hemân hemân hiç dinecek bir derecededir.

Mahsûlât kemâline irmezden evvel siyâh beneklerle kaplanıyor. Daha sonra sâkından [sapından] kopub düşüyor. Bu bir obuzluk hastalığıdır ki fevkalâde bir sür’atle etrâfa sirâyet idiyor [yayılıyor].

Bu hastalığın def’i, ağaçların kurtarılması içün ahâli-i kasaba çalışdılar. Her dürlü tedâbîre tevessül itdiler [başvurdular] lakin bu mesâî müsmir [netice] olmadı. Buna rağmen hastalık tezâyüd [çoğalma] itdi.

Son bir tecrübe keçen Nisan ve Eylül aylarında bi-z-zât [kendisi] cezire zirâât müdiri tarafından yapıldı.

Bu tecrübe, merhûm Sâdık Efendinin bağçesinde tatbîk idildi. Netîcede muvaffakiyet-i kâmile göründü, zirâât müdirinin bu bâbdaki muvaffakiyeti elhak-ı şâyân-ı takdir ve tebrikdir. Bu bağçede hemân yüzde doksan derecesinde bir iyilik göründü. Ağaçlar mahsûllerini düşürmediler. Mahsûlât beneklenmedi. Mamafih yüzde on nisbetinde de yine hastalık eseri [izi] görünüyordu. Dine bilir ki umum bağçelerde böyle tedâvi tatbik idilse idi bu eser de görünmeyecekdi. Zirâ her ağaçdan hastalık mindef’ olur. Fakat yine bulaşmak tehlikesine ma’rûzdur. İşte o cüz’i eser-i maraz da ihtimâl yeni bulaşmakdandır.

Geçenlerde ba’zı Lefke mu’teberânı Lefkoşa’ya gelerek vâlî-i vilâyete mürâcaat itdiler. Zirâât müdirinin bu bâbdaki himmeti umûm bağçelere de teşmil [yayma] idilmesi içün hükûmetin fedâkârlığını istirhâm itdiler.

Bu mürâcaat muhakkadır. Hükûmet bunu is’âf [kabul etme] itmelidir. Zira ahâlî kendi servetleriyle bunu yapamazlar. Bağçe sâhiblerinin bu gün serveti ancak kendi akvât-ı yevmiyelerini [günlük yiyecekler] te’mîne kâfidir. Bunlar içün menba’-i vâridât bağçeleridir. Hâlbûki sekiz senedir ale-t-tevâlî [arka arkaya] mahsûl alınmıyor. Vaktiyle dörtden beş milyona kadar mahsûl indiren bağçeler şimdi masrafını kurtaracak kadar olsun mahsûl vermiyor.

Hükûmete bu bağçeler üç yüz lira aşâr verirdi. Vâkıâ [gerçi] bu meblağ bugün eşyâ-i sâireye zam idildi. Hükûmet doğrudan doğruya Lefke bağçelerinden almıyor. Lakin yine bu pâre muntazamen sandığa gidiyor. Aşâr alınur. Mahsûl yok. Anınçûn bu bâbda bu kazâ ahâlisi hükûmetin lütfkârâne bir muâmelesine lâyıkdır.

Eğer bu hastalık hükûmet tarafından nazar-ı dikkate alınmaz bir itinâ-i mahsûs ile tedâvi idilmezse bağçeler mahv olacak. Ahâli bir perîşâniyyet-i dâimâ, bir ihtiyâcât-ı mübreme [kaçınılmaz ihtiyaç] içinde çalkanacak. İstikbâl-i hayâtiyelerini gaib idecekler.  Zayk-i maîşet kendilerini ezüb mahv idecek. Bu mazarrat [zarar] Lefke’ye münhasır kalmayacak. Karâ-i mütecâvirede bu azîm perişâniyyete uğrayacakdır. Zirâ o civâr halkının ekseriyeti bu bağçeler sayesinde te’miîn-i maîşet iderler.

İşte yukarıdanberi tafsîl ve izâhata çalışdığımız bu mesele-i mühime hakkında hükûmetin nazar-ı dikkat ve insâfını celb ideriz.”

Lefke Bâğçeleri[9]

“Lefke kasabasındaki bâğçelere bir hastalık musallat olduğu ve bütün meyveleri berbâd ve perîşân eylediği mahalinden istihbâr kılınmışdır.

Bu hastalığın def’i zemininde zirâât dâiresi tarafından tecrübe tarikiyle bir mikdârı sâbunlu su ile yıkanmış olduğundan yüzde seksân bir fâide görüldüğü anlaşılması üzerine Lefke eşrâf ve müttehizânından [kabul edilen, sayın] ve bâğçe sâhiblerinden bir kaç zât Lefkoşa’ya gelerek makâm-ı vilâyete mürâcaatla âhvâli bir tefsil-i arz itdikden sonra usûl-ı mezkûrun umûm bâğçeler işcârı üzerinde tatbikatını ve bu sûretle hastalığın def’ine bedel-i himmet olunmasını istirhâm itmiş ve asâletlü vâli hazretlerinden vaad almış oldukları mevsûken ma’lûmât alınmışdır.

Bu hastalığın aynı beş altı sene evvelisi Maraş bağçelerine dahi isâbet itmiş ve hükûmet oralarda bir güne tedâbir ittihâz [düşünme] itmediği cihetle bağçe sâhibleri bütün ağaçları kesmeğe ve ba’zılarını sökmeğe mecbûr olmuş ve bu yüzden hükûmet de eyice bir zarara ma’rûz kalmış idi.

Binâen aleyh [bunun üzerine] bu def’a Lefke’de tecrübe idilen usûle devâm olunduğu hâlde hastalığın mündefi’ olacağı âsârıyla sâbit olduğundan hükûmetin bu husûsa kemâl-i ehemmiyetle sarf-ı himmet ve ğayret ideceği cidden ümid ve intizâr olunmakdadır.”

Evet, olay ciddidir.

“Lefkelilerin serveti, hayatı ve geçim kaynağı olan bahçelerini XX. yüzyılın başlarında hastalık sarmıştır. Tüm ihtiyaçlarını bu bahçelerden gelen gelirle karşılayan halk yedi sekiz yıldır hastalıkla mücadele etmektedir.

Meyveler daha tam olmadan üzerlerini siyah benekler kaplamakta ve daha sonra da dalından düşerek çürüyüp gitmektedir. Kısa sürede bu obuzluk hastalığı tüm bahçelere de yayılma göstermektedir. Bu hastalığa çare arayan halk maalesef birçok yöntem denese de sonuç alamamıştır.

1905 yılının Nisan ve Eylül aylarında Kıbrıs Ziraat Müdürlüğü olaya müdahale etmiştir. Lefke’de merhum Sadık Efendinin bahçesinde olan ağaçlar sabunlu suyla ilaçlamış ve bu müdahale olumlu etkisini yüzde 80-90 nispetinde göstermiştir. Ürünler beneklenmemiş ve ağaçlar da meyvelerini düşürmemişlerdir. Fakat bu tedavi Lefke’deki tüm bahçelere uygulanmadığı için hastalık devam etmekte ve yaygınlık göstermektedir.

Bundan dolayı da Lefke’nin ileri gelenlerinden ve bahçe sahiplerinden bir grup Lefkoşa’ya vali efendinin yanına giderek bu tedavinin tüm bahçelere uygulanmasını istemişlerdir. Çok masraf gerektirdiğinden ilaçlamayı halk kendi gücüyle düzenleyemezdi. Çünkü bahçelerden ürün kaldıramadığı için halkın ekonomik durumu iyi değildir. Bir taraftan da devlet, bu bahçelerden daha önce almakta olduğu üç yüz lira aşar vergisini şimdi bahçeler yerine başka ürünler üzerinden telafi etmektedir. Lefkeli bahçesiyle beraber kan ağlamaktadır.

Buna devletin önlem alması gerekiyor. Eğer devler önlem alınmazsa bu hastalık sadece Lefke’yle sınırlı kalmayacak, geçimlerini bahçelerden sağlayan komşu köylere de yayılacaktır. Ve buradaki kayıp hem insanları zor durumda bırakacak, hem de devleti vergi toplayamaz duruma getirecektir.

Benzer bir olay beş altı yıl önce Maraş bölgesinde de yaşanmış ve önlem alınmadığı için insanlar ağaçları kesmek zorunda kalmışlar. Bu hem insanları, hem de devleti perişan etmişti.”

Gazete haberlerinden Lefke bahçelerinin XX. yüzyıl başlarında Lefke halkı için ne anlam ifade ettiğini, buradan devlete ödenen verginin tahmini miktarını, bahçeleri saran hastalığın özelliklerini, uygulanan ilaçlama türünü ve ayrıca benzer durumun birkaç yıl önce Maraş’ta da felaketlere sebebiyet verdiğini öğreniyoruz. Ayrıca Lefkelilerin devletten önlem alınması için istekte bulunduğunu da öğreniyoruz. Lefkoşa’ya giden Lefkeliler Yüksek Komiser'den yardım edecekleri hususunda söz almışlardır fakat haberde devletin aldığı önlem konusu belirtilmemektedir. Devlet bu konuda yeterli önlem almış mıdır?

Haberde cevabını alamadığımız bu soruya başka bir yerde yanıt aramaya çalıştık. Nerde mi? İngiliz İmparatorluğu’nun Sömürgeler Bakanlığı Müsteşarı Churchill’in Ekim 1907 yılında, yani gazetedeki haberlerin yayınlanmasından nerede ise 9-10 ay sonra adaya gelişi haberlerinde. Daha önce Lefke’den değil, Çamlıköy’den geçen tren yolunu anlatan bir yazımda Churchill’in Kıbrıs’a gelişinden ve Lefkelilerin ona sundukları 4 maddelik dilekçeden bahsetmiştim. İşte o dilekçenin 3. maddesi Lefke bahçeleriyle ilgiliydi ve şöyle ifade edilmişti:

“Limongil hastalıklarıyla mücadelede Hükümetin yardımcı olması.”[10]   

Anlaşılan olayın üzerinden 9-10 ay geçmesine rağmen Hükümet bu konuda yeterli bir önlem almamış ki konu Sömürgeler Bakanlığı Müsteşarı Churchill’e kadar çıkarılmıştır.   

Peki, sizce, Sömürgeler Bakanlığı Müsteşarı Churchill bir önlem alınmasına vesile olmuş mudur? Olup olmadığını da Harid hocamızdan dinleyelim:

“… Bu hastalığın ne olduğunu eskilerden sordum; kimse bilmiyor. Yalnız Lefke muhtarı Hüseyin Fikret Bey, merhum, yıllar öncesinde babasının kendisine şunları söylediğini anımsadı: ‘Senin doğduğun yıllarda (1907)[11] hastalık yüzünden kurumuş çok ağaç kesmişti Lefkeliler…”[12]

Lefke bahçeleri ne çektiyse hastalıktan çekti, kışın karından, Nisan-Mayıs’ın dolusundan çekti…

Allah Lefke bahçelerini bundan sonraki doğa olaylarından korusun…

 

NOT: Lefke bahçelerindeki hastalıklar konusunda konuşmalarını dinlediğim Hakkı Çağlar’a, Ahmet Ferid’e ve Mustafa Takka’ya ve yine her zamanki gibi bilgi, teknik ve resim desteğini aldığım Rifat Müdüroğlu’na teşekkür ediyorum.

 


[1] Bkz.: Amber Eker Avcıl, Silik Sayfalar, Harid Fedai’nin  Anıları, Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı Yayını: 3, Lefkoşa 2009, s. 104-112.

[2] Harid Fedai, “Lefke Kasabasında Bahçe Adları”, Lefke Tarihi ve Kültürü Üzerine Araştırmalar, editör: Elnur Ağayev, Lefke Avrupa Üniversitesi Yayınları, Lefkoşa 2018, s. 19-24.

[3] Elnur Ağayev, Güzelim Lefke, Lefkoşa 2018, s. 36.

[4] Nazım Beratlı, Lefke Sevgilim, Işık Kitabevi Yayınları, Lefkoşa 2002, s. 137-140.

[5] Doktor Hafız Cemal, “Kıbrıs’ı Göreceğim Geldi”, Masum Millet, 16 Haziran 1934, sayı: 183’ten aktaran: Harid Fedai, Kıbrıs’ta Masum Millet Olayı, KKTC Turizm ve Kültür Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1986, s. 187.

[6] Oğuz Coşan, “Lefke’ye ve Sözlü Geleneklerden Bir Tanesi Olan Manilere Farklı Bir Bakış”, Lefke Tarihi ve Kültürü Üzerine Araştırmalar, editör: Elnur Ağayev, Lefke Avrupa Üniversitesi Yayınları, Lefkoşa 2018, s. 347.

[7] Gülgün Serdar, “Edebiyatımız ve Lefke”, Lefke Tarihi ve Kültürü Üzerine Araştırmalar, editör: Elnur Ağayev, Lefke Avrupa Üniversitesi Yayınları, Lefkoşa 2018, s. 358.

[8] “Lefke Bağçeleri / Hastalık”, Sunûhât gazetesi, Fi 11 Zilkâde 1324/27 Aralık 1906, numero 12, s. 1

[9] “Lefke Bâğçeleri”, Mir’ât-ı Zamân, sayı 216, 9 Zilkâde 1324 (25 Aralık 1906), s. 4.

[10] Elnur Ağayev, Lefke Tarihinden Sayfalar, Lefkoşa 2019, s. 52.

[11] Lefke Muhtarı Hüseyin Fikret Paşazade’nin Lefke Kabristanı’nda bulunan kabir taşında doğum tarihi 1908 olarak yazılmaktadır – E.A.

[12] Harid Fedai, Kıbrıs Türk Kültürü Makaleler - 1, SAMTAY Yayınları, Lefkoşa 2005, s. 119.

 332 14-02-20

  Paylaş   Tweetle   Paylaş   Paylaş   Gönder
Copyright © 2017 Doç. Dr. Elnur Ağayev | Bu sitedeki tüm görsel materyallerin hakkı saklıdır.
×

Hoşgeldiniz

×

Avatar
Hatırla beni