"Tarihi canlı bir savaş alanı, bir ideolojik çatışma bölgesi olmaktan kurtarmamız lazım"

 

İlk Defa Opera İzledim

14 Aralık 2005 tarihinde ilk defa operaya gittim. Bir kitap okudum hayatım değişti misali, bir opera izledim hayatım değişti demeyeceğim. O bence bir az abartılı bir fikir, amma bu operadan bir şeyler öğrendiğim kesindir.

…Yıllardır Ankara’da işe giderken Opera binasının karşısından geçerim. Her geçişimde içeride oynanan opera oyunlarını merak etmişimdir. Nedense son dönemlerde bu merakım daha da artmıştı, binanın yanından geçerken…

… Başkan [Hasan Celâl Güzel] soruşturmuş iş arkadaşlarımıza, operaya gitmek isteyen var mı? Çünkü kendisi sanata çok meraklı bir insandır. Sık sık sanat etkinliklerine katıldığını biliyoruz. Ben de gitmek istediğimi bildirdim ve o gün, yani 14 Aralık günü ilk defa Operaya gittim.

O gün Mozart’ın “Saraydan Kız Kaçırma” operası oynanıyordu.

4 kişi idik (Hasan Celâl Güzel, Safiye Dündar, Sabiha Sungur ve Ben). Operanın hemen girişinde Sabiha Hanım Başkana ve kendisine küçük birer kitapçık aldı. Bu kitapçıkların ne olduğunu daha sonra anlayacağım.

Operanın başlamasına daha 20 dakika var. Dolaşıp sohbet ediyoruz. Başkan opera ile ilgili anılarını anlatıyor. Bu salonda Operayı her zaman ilk sıradan izlemiş. Bu sefer ise hep beraber 125, 127, 129, 130 sıralardan izleyeceğiz.

Ayın 15’de Üzeyir Hacıbeyov’un “Arşın Mal Alan” operasının gösteriminin olacağını önceki günlerden duymuştum. Galiba ilanını görmüştüm. Amma sohbet ederken öğrendim ki, Üzeyir Beyin eserinin gösterimini ayın 11’de olmuş. Dolayısıyla onu izlemek olanağımız şimdilik kalmadı. Sağlık olsun, bir gün denk gelir, izleriz.

Ayın 29’da ise Çaykovski’nin “Fındıkkıranlar” balesi varmış. Başkan ona 15 beş bilet almayı düşünüyor. İstiyor ki iş yerimizdekilerin hepsi bale izlesin. Amma, bilet alamıyoruz, zira biletler daha satışa çıkmamış. Daha sonraki günlerde de 29’na bilet bulamadık. Amma, 5 Ocak 2006 tarihine bilet sipariş edildi. Şartlar uygun olursa gitmek istiyorum.

Operanın başlamasına az bir süre kala salondaki yerimizi alıyoruz. Ben 125, Sabiha 127, Safiye 129 ve Başkan 130 nolu koltuklarda oturuyoruz..

İnsanların Operaya çok meraklı olduklarını görüyorum. Salonda boş yer bulunmuyor. Ve tabii ki dikkatimi çeken bir özellik de, izleyicilerinin çoğunun bayan olmasıdır.

Müzik ekibinin yeri (orkestranın) sahnenin hemen önünde, sahneden ve salondan daha aşağı bir yerdedir. Onları göremiyoruz. Orkestra şefini ancak alkışlarımıza cevap verirken görüyoruz…

Sabiha daha önceleri opera izlemiş. Bize bazı bilgiler veriyor: girişte aldığımız kitapçıktan operanın konusunu öğreniyormuşuz. Sahnede ise sadece yabancı dilde (eğer opera yabancı dildeyse, ki o gün öğleydi) söylenen parçaları müzik eşliğinde dinliyormuşuz. Fakat bu sefer bir değişiklik var: Sahnede ifa edilen operanın sözlerinin çevrisini sahnenin üst tarafında asılan bir panodan okuya biliyoruz.

… Kitapçıktan öğrendiğimiz kadarıyla eser, 18. yüzyılda yazılmış. Mozart bir Türk dostu olarak bilinmektedir. Eserden de bunu görmek mümkündür. O yüzyılda Avrupa’yla savaşlar veren bir ülkenin, Osmanlının padişahını Mozart eserinde olumlu gösteriyor. Onun için de eser uzun zaman Avrupa’da oynatılamıyor. Ve sonunda yanılmıyorsam, 1782 yılında oynanmasına izin veriliyor…

Eserin konusu: Osmanlı padişahı para karşılığında esirler almış saraya. Esirler İspanyollar. İki bayan ve bir erkek. Esir bayanlardan biri esir erkeği seviyor, diğer esir bayanın ise sevgilisi vardır ve o esirleri kurtarmak için gelir. Bu bayanı aynı zamanda padişah da sevmektedir.

Esir bayanın sevgilisi aslen Osmanlı Devleti ile savaş yapan bir İspanyol generalinin oğludur. Saraya mimar olarak girer. Kaçış planı yaparlar. Dört kişi kaçarken yakalanırlar. Fakat Padişah sevgi karşısında onları af eder…

Aslında basit görünün bir senaryo. Fakat o yüzyılda Avrupa başkentlerinde Osmanlı padişahını olumlu göstermek önemli bir olaydı.

Oyuncuların oyunu çok hoştu. Dakikalarca ayakta alkışlandılar. Bu alkışın uzun sürmesinin nedeni Osmanlı padişahına yapılan övgülerin duygusal etkisi de olabilir. Ben kendi adıma söyleyeyim, Osmanlı padişahı övüldüğü için alkışladım...

Batı müziği ruhuma işleyemediği için eserin müziği konusunda bir fikir söyleyemiyorum. Bundan dolayıdır ki, operanın müziğinden daha çok konusuna ağırlık vermiştim. Mozart’ın sanatı inkar edilemezdir, derler. Tekrarlayayım, Batı müziğinden anlamadığım için fikir söyleyemem. Anlama derken, müziğin ruhuma işlemesini, beni de kendisiyle sürükleyip götürmesini kast ediyorum. Yoksa teknik acısından bahs etmiyorum. Orasını zaten anlamam.

Bundan sonra Batılı bestecilerin yazdığı Operaya müzik yönünden dolayı pek gitmeği düşünmüyorum. Belki de yazıldığı çağı ve konuyu anlamak için gidebilirim. Amma, ilk fırsatta Türkçe veya Azerbaycan dilinde olan, doğu müziğini içeren bir operaya gitmeyi düşünüyorum….

Hoş bir geceydi…

29.12.2005

 502 09-11-17

  Paylaş   Tweetle   Paylaş   Paylaş   Gönder
Copyright © 2017 Doç. Dr. Elnur Ağayev | Bu sitedeki tüm görsel materyallerin hakkı saklıdır.
×

Hoşgeldiniz

×

Avatar
Hatırla beni