"Tarihi canlı bir savaş alanı, bir ideolojik çatışma bölgesi olmaktan kurtarmamız lazım"

 

Saatlerim

Saatlerim...

Şimdi merak edip durmayın, “nerden çıktı bu saat muhabbeti” diye.  Sabır edin de anlatayım.

Son günlerde Orhan Pamuk’un kitaplarına merakım artmış. Zaman bulunca okumağa çalışıyorum. Geçenlerde okuduğum bir kitabında Orhan Pamuk saati ile ilgili anılarını anlatmıştı. Ben de bir deneyeyim dedim, bakalım nasıl olacak.

*     *     *

İlk defe ne zaman saatim olmuş, doğrusu hatırlayamıyorum. Amma hatırladığım kadarıyla çocukluktan beri saate meraklı olmuşumdur.

İlk saati kim almış bana, hatırlamıyorum. Sadece ilk saatimin yuvarlak olduğunu hatırlıyorum. Doğrusu genelde saatler yuvarlak olur. Neden bu özelliği aklımda kalmış, bilmiyorum. Acaba başka saatlerden daha yuvarlak olmuş da ondan mı? Arkadaşlarımın saatleri kareliydi, benim saatim yuvarlaktı, ondan mı? Doğrusu bilemem. Saatin rakamları normal sayı rakamları ile yazılmıştı. Yani Roma rakamı ile değil. Rakamlar çok açık okuna biliniyordu. Sonralar şu saate ne oldu hatırlayamıyorum. Belki bir gün bu saatimle ilgili bir bilgiyi hatırlarım, o zaman eklemeler yapacağım.

*     *     *

Hatırladığım ikinci saatimi askerliğimin dönüş yolunda, Ukrayna’nın Harkov şehrinin demir yolu garında almıştım. 45 yâda 50 rubleye. İhtiyacı olan bir asker satıyordu. Kendi saati miydi, yoksa birliğinden birisinin saatini mi çalıp satıyordu? Bilemem. Amma aldım. Elektronik saat idi. O saatimi çok sevmiştim. Hatta bir defasında çalışırken camını kırmıştım. Amma yine kullanıyordum. Türkiye’ye ilk geldiğim yıllarda da hep kolumda gezdirirdim. Resimde de gözüküyor, nasıl da göze sokmaya çalışıyorum saatimi. Daha sonra ömrü tükendi. Çalışamaz duruma geldi...

*     *     *

Son saatimi Hasan Celâl Güzel hediye etmiş bana. Doğum günümde. Yanılmıyorsam 2000 yılında. Bu saati da çok sevdim. Devamlı kolumda dolaştırıyordum. Fakat cep telefonu sahibi olunca saati bıraktım. Dolapta duruyor. Belki bir gün yine takarım. Bilemem.

*     *     *

Aslında saat sahibi olmak bence büyük bir marifet değildir. Önemli olan onu olumlu kullanmaktır. Saatlerim beni saat gibi çalışmaya alıştırmıştır. Düzgün çalışan saatler gibi ben de düzgün çalışmaya gayret ederim. Saat belirleyip randevuya geç kalan insanlara çok kızarım. Randevuya daha erken gidiyorum ki, bekletmeğim.

Saati en çok kullandığım yer sınavlar olmuştur. Sınav başladığında saatimi kolumdan açar masanın bir köşesine bırakırım. Görebildiğim bir yere. Sınav süreleri değişik olur: Bir, iki veya üç saat. Sınava başlarım. Sanki saatle yarışa giriyorum. Bakalım belirlenen süreye birinci kim ulaşacak. Tabii bu arada soruları da bitirmek gerekiyor. Genelde sınavdan satımla hep dost olarak ayrılmışızdır.

*     *     *

Aslında saate da çok bel bağlamamak gerekiyor. Çünkü insan ömrünün bitiş anını hiç uslanmadan kururla yaşar o.

21 / 03 / 2005

 378 09-11-17

  Paylaş   Tweetle   Paylaş   Paylaş   Gönder
Copyright © 2017 Doç. Dr. Elnur Ağayev | Bu sitedeki tüm görsel materyallerin hakkı saklıdır.
×

Hoşgeldiniz

×

Avatar
Hatırla beni