"Tarihi canlı bir savaş alanı, bir ideolojik çatışma bölgesi olmaktan kurtarmamız lazım"

 

Lefke’de Garip Bir Amca…

Türk Dil Kurumu’nun Güncel Türkçe Sözlüğü’ne baktım garip sözcüğü için. “Aile ocağından uzakta, gurbette yaşayan, doğduğu yerlerden ayrı düşmüş olan, yabancı” diye tarif edilir garip sözcüğünün anlamı.[1] Bir sıfattır yani. Garip aynı zamanda şahıslara verilen bir addır. Garip adını taşıyan hem erkeğe, hem de kadına rastlarız.

Şimdi söze neden garip’ten başladım? Size Lefke’den geçen bir Garip’ten bahsedeceğim de ondan. Hem ismi Garip’tir, hem de yukarıda aktardığım sözcük anlamlarını özünde birleştirmiştir.  

Dinlediğim değişik yaşlardaki insanlar arasından Garip amca diyen de oldu, Garip dayı da, Garip dede de. Anlamışsınız, bu sıfatlar hem de bir sevgiyi, saygıyı ifade eder. Sevilen, sayılan, hürmet edilen birisi imiş Garip amca.

Garip amca Azerbaycanlı’dır. Türkiye’den gelip Aydınköy’e (Kıbrıs) yerleşmiş. 1974-1984 yıllarında Lefke bölgemizde Kıbrıs Maden Şirketi’nde, nam-ı diğer CMC’de çalışmış. 1984’te aniden karar vermiş ve Aydınköy’deki evini, bahçesini satıp Türkiye’ye geri dönmüş. 15 Ağustos 1985 yılında da orada vefat etmiş. Mersin ‘e (Türkiye) gömülmüş..

Garip amcanın hikâyesi bu değil tabi ki. Baştan alayım konuyu…

*           *           *

2020 yılının Nisan ayı idi. Yine Gemikonağı’nda, taksi durağının orda oturup Tuncay Bozkurt abiyle kahve içiyorduk. Havanın sıcaklığına göre giyinmiş yaşlı bir amca geldi yanımıza. Tuncay abi bizi tanıştırdı, “Bünyamin’dir” dedi, “Türkiye’den göç etmiş, çok tarih bilir” dedi. Muhabbete koyulduk hemen. CMC ile ilgili bilgileri vardı. Bir ara da “hocam” dedi “elimde belgelerin olduğu bir dosya var, vereyim sana, işine yarayan bilgileri al, iade edersin.” Hemencecik de yakında olan evine gitti ve dosyayı getirdi.

Oracıkta dosyaya hızlı bir göz attım. CMC’de çalışan işçilerinin bir kısmının sigorta kayıtlarıyla ilgili dosya idi. Anlaşılan CMC çekip giderken atıl olan dosyayı Bünyamin amca alıp korumuştu. Bünyamin amcayla anlaştık. Ben dosyadaki tüm belgelerin resmini çekecek ve daha sonra dosyayı iade edecektim.

Aradan uzun süre geçti. Dosya arabanın bagajında aylarca durdu. Bir türlü zaman bulup dosyadaki belgelerin resmini çekemedim. O arada Gemikonağı’na uğrayıp her Bünyamin amcayla karşılaştığımda sözümü tutmamanın mahcupluğunu yaşardım. Bünyamin amca ise, “hocam, rahat ol, işin bittiğinde iade edersin” diye beni rahatlatırdı.

Eylül-Ekim ayları gibi Gemikonağı’na uğradığımda Bünyamin amcayı göremez oldum. Tuncay abiye sordum. “Bünyamin Ağustos ayının başlarında vefat etti, duymadın mı?” cevabını verdi. Doğrusu yeni duyuyordum. Çünkü Tuncay abinin bahsettiği günlerde işlerimden dolayı 2 haftaya yakın bir sürede Lefkoşa’dan çıkmaz olmuştum. Lefke’ye nerede ise ancak akşamları geliyordum. Bundan olacaktı.

Çok üzüldüm Bünyamin amcanın vefatına.[2] Üzüldüğüm bir konu daha vardı, kendisinden ödünç aldığım dosyayı söz verdiğim halde kendisine iade edememiştim. Dosya hâlâ elimde, ailesiyle temasa geçip iade edeceğim.

Bünyamin amcayla aramızda geçen bu olayı anlatmamın nedeni Garip amcanın ismine ödünç aldığım dosyanın içindeki bir belgede rastlamamdı. Yani bu Garip Amca yazısını yazmama sebep olan şahıs Bünyamin amcadır. Allah kendisini rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.

*           *           *

Dosyanın içindeki belgeleri karıştırırken aşağıdaki bilgileri içeren bir sigorta kayıt belgesine rastladım:

Soyadı:                                           Bağırlı

Adı:                                                Garip

Doğum yeri ve Tarihi:                        Azerbaycan 1924

Babasının adı:                                  Himmet

Tabiiyeti:                                        Türkiye Cumhuriyeti

İşyerindeki işi veya mesleği:             İşçi

Eşinin adı, soyadı, doğum tarihi:        Neziha Bağırlı, 1.7.1933

Çocukları:                                       Tevfik, Kemal ???

Sigortalının işe alındığı tarih:             6.12.1977

Takdir edersiniz ki, bu belgenin dikkatimi çekmesi Azerbaycanlı kimliğimden dolayı olmuştu. Azerbaycanlı doğumlu birisine Lefke’de rastlıyordum. Oysa kendimizi Lefke’ye gelmiş ilk Azerbaycanlılar olarak görüyorduk nerede ise. Ayrıca belgedeki tarihler Azerbaycan’ın da dahil olduğu Sovyetler Birliği’nin dışarıya kapalı olduğu dönemi gösteriyordu. Tabii ki Sovyetler Birliği üzerinde de çalışmamdan dolayı Sovyet döneminde birisinin Türkiye’de ve Kıbrıs’ta bulunması gerçeği kafamda değişik bilgi çağırışımları yaptı. O konuda bir az sonra yazayım.

Dosyanın ortalarında rastlamıştım bu belgeye. Hızlı şekilde devam ettim, acaba başka Azerbaycanlı doğumlunun ismine de rastlayacak mıydım? Çabam boşunaydı, başka Azerbaycanlı kaydı bulunmuyordu dosyada.

*           *           *

Garip Bağırlı’yı daha kimseye sormadan kafamda bazı sorunlar oluşmaya başladı, bir az beyin jimnastiği yapmaya çalıştım. Garip amca Türkiye’ye ve daha sonra Kıbrıs’a nasıl gelmiş? Neden gelmiş? Acaba daha hayatta mı? Hayatta değilse kabri nerede, Kıbrıs’ta mı? Garip amca Sovyetlerden nasıl olmuş da kaçabilmiş? Yoksa Garip amca bir Sovyet ajanı mıydı? Sorular böylece uzayıp gitti.

Tabii ki bu soruların oluşması biraz da malumata ve bilgi birikimine dayanıyordu. Peki, neydi bu malumat ve bilgi birikimi?  

… 1992 yılında kazandığım Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü’nde eğitimimi sürdürmek için Türkiye’ye geldim. Türkiye ve daha sonra Kıbrıs maceram bu eğitim süreciyle başlamış. Bu süreci ileride ayrıca bir yerde yazacağız mutlaka, şimdi konumuz o değil. 1993 yılının yazında tatil için Azerbaycan’a, köye döndüm. Tabii ki o dönem daha yurt dışında okumanın bir havası vardı. Ziyarete gelinirdi. Bir gün komşumuz ve aynı zamanda akrabamız olan Dayan emmi (biz mamu derdik) geldi bize. Kendisini çok dolu gördüm, sözlü birisine benziyordu. “Oğlum” dedi, “Türkiye’de babamı bulamaz mısın? Bugün, yarın vefat edeceğiz, bari babamızın mezarının nerede olduğunu öğrensek”.

Dayan emminin babası Abbas dedenin İkinci Dünya Savaşı’na katıldığını ve geri dönmediğini biliyorduk. Savaşta şehit düştüğünü biliyorduk. Dayan emmi bir hikâye anlattı:

“Sovyet KGB’sinde çalışmış halaoğlumuz Vekil vefatının son günlerinde, yıllar önce görev icabı Türkiye’de bulunduğu sırada babamı orada gördüğünü söyledi. Babam orada evliymiş ve çocukları da varmış. Ama Vekil halaoğlu babamı hangi bölgede, hangi şehirde gördüğünü hatırlamadı. Bu bilgiyi bize erken vermemesinin nedeni de işiyle ilgiliymiş. Yurt dışında akrabalarının yaşadığı bilgisi Vekil’i işinden etmek için yeterliydi. Hatta belki de ceza alacaktı. Oğlum, babam her halde şimdi artık vefat etmiştir, senden ricam hiç olmazsa kabrini bulabilsen. Nerede gömüldüğünü öğrene bilsek. Bu konuda yardımını istiyorum”

Doğrusu Dayan emminin bu anlatımından çok duygulanmıştım.

Türkiye’ye dönüşümde ilgili birçok yerlerle görüştüm. Yazıştım. Ama bir sonuç alamadım.

O sırada Azerbaycan Kültür Derneği’nde Mehmet Kengerli beyle görüşmüştüm. Mehmet Bey İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlara esir düşmüş ve daha sonra Türkiye’ye gelenlerdendi. Bu konuyu en iyi bilenlerden birisinin Mehmet Bey olduğu kesindi. Ama Mehmet Bey aradığım isimde bir şahsı hatırlamadı. “Olsaydı mutlaka hatırlardım” dedi.

Araştırmama devam ederken bazı ilginç olaylarla da karşılaştım. İkinci Dünya Savaşı’nda esir düşüp daha sonra Türkiye’nin anlaşmalara dayanarak istediği Azerbaycanlı esirlerden birisi ile tanışmıştım. Ankara’nın Seyranbağları semtinde oturan amcayı ziyaretimde başından geçen bir olayı anlatmıştı: 

“Sovyetler Birliği son dönemlerini yaşarken yollar açıldı ve Azerbaycan’a gittim. Köyümüzü ziyaret ettim. Köyümü ziyaret ederken köyde İkinci Dünya Savaşı’nda şehit düşen köylülerimizin anısına yapılan anıta uğradım. Gelenektir anıtta şehit düşenlerin ismi yazılır. Kendi ismimi de şehit düşenler arasında buldum. Oysa ben hala hayattayım”.

Diğer bir olayı da çalıştığım Yeni Türkiye dergisinde yaşamıştım. İş arkadaşlarımızdan olan bir kız dedelerinin Azerbaycan’dan Türkiye’ye geldiklerini söylediğinde Dayan emmiyi hatırlamıştım. Çünkü iş arkadaşımız Dayan emminin çocukları gibi bir az esmerdi. Hemen Elâzığ’da yaşayan dedesi ile telefon iletişimi kurmuş ve onların Sovyetlerin ilk dönemlerinde kaçgun denilen dönemde Türkiye’ye kaçtıklarını öğrenmiştim.

Yani anlaşılan Dayan eminin babasını bulamamıştım. Sonraki yıllarda Dayan emmi vefat etti ve ben de bu konuyu unutmuş gibi oldum.  Şimdi Garip amcanın ismini duyunca tüm bu yaşadıklarım bana çağırışım ve beyin jimnastiği yaptırmıştı.   

*           *           *

Garip amcayı sağa sola sormaya başladım. Tanıyan çıkacak mıydı acaba? Hafta sonları Güzelyurt pazarı dönüşü geleneksel kahve partisinde buluştuğumuz Hasan abi (Makinistoğlu) Garip amcayı tanıdı. CMC’de beraber çalışmışlar. Onun yönlendirmesiyle Garip amcanın zamanında oturduğu Aydınköy adresini buldum. Muhtarla görüştük. Muhtar Garip amcanın vefat ettiğini ama nerede vefat ettiğini hatırlamayınca Aydıköy kabristanını ziyaret ettik. Orada bir iz bulamayınca Garip amcayla Aydınköy’de komşuluk yapmış insanlara ulaştık. Oradan da belgede çocukları olarak görülen, aslında ise Garip amcanın hanımının yeğenlerinden hayatta olan Tevfik ve Kemal Filiz beye ulaştık. Ve Kemal bey Garip amcanın aşağıdaki hikâyesini bana gönderdi:   

“Garip dede altı kardeşin bulunduğu ailede ikinci çocukmuş. Azerbaycan’da doğmuş. II. Dünya Savaşı’na Kızıl Ordu içinde katılmış. Savaşta Almanlara esir duşmuş. Esir olduğu dönemde bircok sıkıntılar yaşamış. Bir keresinde toplu halde iken Almanlar yukarıdan esirlerin olduğu alana az miktarda ekmek atıyorlarmış. Garip dede bir somun ekmeği yakalayıp yere cökerek ekmeğin üzerine kapanıp karnını doyurmaya çalışırken diğer esirler yumruk ve tekmelerle üzerine atlayıp aç oldukları için ekmeği almaya çalışırlarmış.

O zamanki Türkiye anlaşmalara dayanarak savaşta esir düşmüş Azerbaycan Türklerini Almanlardan teslim etmelerini istemiş. Almanlar da Azerbaycan Türklerinden esir düşenleri Türkiye’ye teslim etmiş. Garip dedenin Türkiye’ye gelişi de bu vesileyle olmuş.

Garip dedenin Türkiye yaşamı Mersin’de başlamış. Burada birçok işte çalışmış (liman işçisi, toprak-su devlet dairesi, benim hatırladığım ve gördüğüm bisiklet kiralama işi gibi.)

Büyük amcamla tanıştıktan sonra (toprak-su devlet dairesinde) Garip dede halam ile evlenmiş. Bu dediğim tahminen 1958 yılında oluyor. Mersin’in Elvanlı köyünden ev ve tarla satın almışlar. Garip dede burada çiftçilik yapmış, karpuz yetiştirmiş. 1974’e kadar hayatına burada devam etmiş. Çocukları olmadığı için 1967’de ben doğunca ailemden bir süre izin alıp bana bakmışlar. Ailemizin en büyük çocukları olarak Teyfik ve ben, onların aşırı sevgisine sebep olmuşuz.

Kıbrıs savaşından sonra 1975’te Kıbrıs’a yerleşmişler. Güzelyurt Aydınköy’de Rumlardan kalma bir ev, birkaç dönüm de tarla satın almışlar. Kıbrıs’ta Kıbrıs Maden Şirketi’nde uzun yıllar bekçi olarak çalışmış. Vücudunda göğsünün sağ tarafında Kıbrıs haritası ve Türkiye, sol tarafında ise Azerbaycan ve garip yazılı dövmeleri vardı. Geniş omuzlu iri gövdeli bir insandı. Koluna inşaat telini iki tur sararak kaslarını sıktığında teli kol gücüyle kırardı. Çok sakin, sabırlı, yumuşak kalpli bir insandı.

1984 yılında hastalanıp Mersin’e yanımıza geldi. Bir sene kadar bizimle birlikte yaşadılar. 15 Ağustos 1985’te Garip dede vefat etti.”

*           *           *

Kemal Filiz beyden Garip amcanın Mersin’deki mezarı başında bulunan mezar taşının resmini çekip göndermesini rica ettim. Kemal bey Mersin Büyükşehir Mezarlığı 19. Ada içerisinde bulunması gereken Garip amcanın mezarını yerinde bulamadı. (Kemal bey, Garip amcanın mezar taşına babasının “Azerbaycanlı Garip Bağırlı” yazısını yazdırdığını da hatırlıyor). Mezarı yerinde bulamayan Kemal bey bunu soruşturacağını söyledi. Belki de kimsesiz ve bakımsız kalan Garip amcanın mezarı yerine başkası gömülmüştür. Umut edelim ki böyle değildir.

Garibin çilesi mezarda biter demişler. Anlaşılan Garip amcanın çilesi mezarının başına gelenlerle daha bitmemiş.

 


[1] Garip sözcüğü, https://sozluk.gov.tr/

[2] Bünyamin Teke 1 Mayıs 1952 doğumludur ve 6 Ağustos 2020 tarihinde vefat etmiştir. Cenazesi 7 Ağustos 2020 tarihinde Cuma günü Lefke Orta Cami’de kılınan öğle namazına müteakip Lefke Kabristanlığı’nda son yolculuğuna uğurlanmıştır. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.

 742 26-10-21

  Paylaş   Tweetle   Paylaş   Paylaş   Gönder
Copyright © 2017 Doç. Dr. Elnur Ağayev | Bu sitedeki tüm görsel materyallerin hakkı saklıdır.
×
×

Avatar
Hatırla beni