"Tarihi canlı bir savaş alanı, bir ideolojik çatışma bölgesi olmaktan kurtarmamız lazım"

 

Lefke’yi Haraca Bağlayan “Hanımağa”: Evgeniya…

Başlıktaki “hanımağa” lafına hemen takılmayın. Aşağıda açıklamalar olacak, durum anlatılır elbet. Ama bu başlığı seçerken akademisyen arkadaşım Prof. Dr. Ali Efdal Özkul’dan etkilendiğimi söylememe izin verin. Bir konferansta ondan “Kıbrıs’ın Ağası Serkis” diye bir bildiri dinlemiştim. Gazetede Evgeniya’nın Lefke’deki mülklerinin listesini görünce ve ayrıca halk arasında Evgeniya ile ilgili dinletiler yapınca aklıma ilk gelen başlık “Lefke’nin ‘Hanımağa’sı Evgeniya” oldu. Yani Ağayı kadına uygun olarak değiştirip Hanımağa yaptık. Fakat daha sonra Rifat abim (Müdüroğlu) de “haraca bağlayan” ifadesini ödünç verince başlığımız tamamlandı…

Ha bu arada “Kıbrıslı delikanlıların Rum kızlara taktıkları ‘cira’ kelimesi de ödünç aldıklarımız arasında yer almakta, zira dinletiler yaptığımda ara sıra bu ifadeye de rastladım. Ama burada o ifade kullanılmaz gibime geliyor. Yine de kullanmak isteyen başlıkta bir yere ekleye bilir “cira”yı. Ne ise…

*     *     *

Mesleğim icabı gazete taramaları çok yaparım ve severim bu işi. Gazete taramaları yaparken kafamda temelde 2-3 konu olur ve onlar üzerinden yürürüm. Zaman zaman rastgele ilgim dâhilinde olmayan haberlere de rastlarım. Notlarımı alırım. Mutlaka bir gün işime yarayacağını bilirim. Çok test ettim bunu…

İlgilendiğim konular arasında olduğu için gazete taramaları yaparken Lefke ile ilgili her haberi, yazıyı, makaleyi, resmi, şiiri, reklamı, ilanı not alırım, resmini çekerim, arşivimi zenginleştiririm. Bazen çok aradığım konular hakkında doyurucu haber bulamazsam, bozulurum. Bazen de hiç beklemediğim habere rastlarım, hem de ayrıntısıyla, “uçurur” beni o haber… Bu yazıda da o haberlerden, daha doğrusu ilanlardan birisinden bahsedeceğim. Sadece ilandan da değil tabi ki, ilanda ismi geçen hanımdan, onun halk arasında bıraktığı izlenimlerden, söylentilerden bahsedeceğim. Belki bir az da Lefke’nin ekonomisinden, kooperatiften, sosyal yaşamından…

*     *     *

Geçen gün Hür Söz gazetesinin 1951 yılı sayılarını tararken gazetenin 7 Haziran 1951 tarihli sayısında “Lefke’de Mal Satışı” başlıklı bir habere rastladım.[1] Dikkatimi çekti. Şimdi siz sormadan ben itirafımı yapayım bir kere. Dikkatimi çeken haberin hiç de ikinci kısmı (Mal Satışı kısmı) değildi, ilk kısmıydı (Lefke’de kısmıydı). Şükür Allaha kimsenin malında, mülkünde gözümüz yok. Çalışana, hak edene Allah daha fazlasını versin. Ama haber başlığında hem Lefke ve hem de Mal Satışı varsa dikkati çeker mi, mutlaka çeker…

Haberi okumaya koyuldum: “Lefkoşalı Evgenia A. Teododu Lefke’de kâin aşağıdaki mallarını satışa arzettiği ilân olunur”.[2] İlanın bu ilk cümlesi “beni uçurur türden” bir girişti. Çünkü yıllardır Lefke’de Evgeniya’nın tefecilik muhabbetlerini dinlerim, yaptırdığı otelin karşısından geçerim ama bir türlü izlenimlerini yazıya geçirme şansı bulamamıştım. Galiba onun saati yaklaşıyordu. Bu haber bana Evgeniya yazısı yazdıracaktı.

Haberin devamını okuyunca aradığım verileri yakaladığımı fark ettim; Evgeniya’nın Lefke’deki mülklerinin bir listesi vardı karşımda ve satışa sunuluyordu. Satışa sunulan malların listesi baya da kabarıktı:  

  1. Lefkenin en işlek bir yerinde yeni inşa edilmiş bir hotel. Hotelin büyük ve geniş bir salonu, mutfağı, lâzımlığı, 5 geniş dükkânı, 2 nci katın on odası, banyo yeri, 8 balkonu, ceman 4 lâzımlığı ve 3 üncü katın 3 odası, elbise yıkama odası ve geniş bir de verandası vardır.
  2. Lefkenin yakınında Hükûmet Caddesi mevkiinde, aşağı mahallede kâin 3 daire ev. Evlerin 3 otomobil karajı, geniş havlıları ve ağaçları vardır.
  3. Yukarıdaki evlerin yakınında bulunan beş dönüm portokal ağaçları bahçesi.
  4. Lefke içerisinde, önlerindeki yol asfalt olan 2 daire ev.
  5. Yukarıdaki evlerin yakınında bulunan 2 dönüm portokal ve limon ağaçları bahçesi.
  6. Lefkoşa-Maratasa asfalt yolu üzerinde “Abliç İncirli”mevkiinde bir arsa.
  7. Yukarıdaki arsanın yakınında bulunan 1½ dönüm portokal bahçesi.
  8. Ablıç mevkiinde, geniş havlısı bulunan bir evin 7/64 hissesi.
  9. Trahona mevkiinde 12 dönüm tarla.
  10. Trahona mevkiinde 21 dönüm 3 evlek tarla.
  11. Trahona mevkiinde 10 dönüm tarla.
  12. Küçük Birki mevkiinde 14 dönüm tarla.
  13. Koprona mevkiinde bahçe yapmağa elverişli 1 dönüm 2050 ayak karesi tarla.

Daha fazla malûmat, ya mal sahibinden veyahut Lefkede avukat Mr. K. Loizu’dan alınabilir.”

Evgeniya’nın satışa çıkarttığı mallarının listesi burada bitiyordu. Ama ilanın sonunda Lefkoşalı daha bir bayanın, Eftihia a. Anastasiadu’nun da Lefke’de satışa sunduğu bahçe ve ev listesi bulunmaktaydı. İlanı yarıda bırakmayayım diye, kendisiyle ile ilgili hiçbir duyumum olmayan ve daha sonraki günlerde de kendisi ile ilgili bilgi edinemediğim Eftihia hanımın Lefke’deki mülklerinin listesini de sunayım:   

“Lefkede Bahçe ve Ev Satışı

Lefkoşalı Bayan Eftihia a. Anastasiadunun Lefkede kâin aşağıdaki mallarını satışa arzedeceği ilân olunur:

  1. Hristianomahall’da kâin 2 odası, verandası, geniş havlısı ve ağaçları bulunan bir ev;
  2. Yukarıdaki evin yakınında kâin bir portokal bahçesi ve takriben 2 dönüm tarla.

Daha fazla malûmat, ya mal sahibinden, yahut Lefkeli avukat Mr. K. Loisu’dan alınabilir.”[3]

Şimdi yukarıdaki listeyi sunduktan sonra listedeki mallar kimindi, kim kime sattı, neden sattı, şimdi o mallar kimdedir tartışmasına girmeyeceğim. Kısa bir araştırmayla ben tatmin edici bilgilere ulaştım. Sanırım Lefke’de bahçeleri ve evleri tanıyanlar da hemencik tatmin edici bilgileri hatırlamışlardır. Şahıslar üzerinde durmayacağım. Önemli olan Lefke’dir ve Lefke halkının yaşadığı sıkıntılı dönemden bahsedeceğiz.

Evet, şimdi yukarıdaki ilanda ismi geçen Eftihia hanımı bir tarafa bırakıp konumuz olan Evgeniya’ya döneyim. Evgeniya hanımın satışa çıkarttığı malların listesine bakıldığında yok yok gibi: Otel var, evler, daireler var, garaj var, bahçeler, tarlalar var, arsa var. Var ki var. İşte bu “var ki var” bana Hanımağa ifadesini çağrıştırmıştı.

*     *     *

Bunca malumat aktarımından sonra Evgeniya konusunda yıllardır kafamda oluşan ve cevaplarını aradığım sorulara geçebilirim: Evgeniya kimdir; nasıl birisiydi; Lefkeliler neden borç arayışına girmişlerdir; Lefkeli zenginler varken Lefkeliler neden bir Rum kadınından borç alıyorlar; sadece fakir dediğimiz kesim mi Evgeniya ile iletişimde, yoksa zenginlerin de mi iletişimi vardı; borç alma ve ödeme işlemleri nasıl yapılırdı vb. Bu soruları cevaplamada Fedai Ferid[4], Hakkı Çağlar, Pamir Nekibzade, Rifat Müdüroğlu, Vehit Nekibzade ve Suphi Galip hocalar bana yardımcı olacaklardır.  

Sorduğum insanlardan Evgeniya’yı gördüm diyene rastlamadım. Onunla ilgili söylenenler duyumlara dayanıyor. Doğrusu bu duyumları onaylayacak çok fazla kaynak da elimizde yok.

Evgeniya’nın zayıf, uzun boylu olduğu ve yaylığının, entarisinin, çorabının, ayakkabısının siyah renkli olduğu anlatılır. Yani saçtan ayağa kadar siyah giyiniyormuş. Dağ köylerinden olduğu fakat Lefkoşa’da oturduğu söylenir ki yukarıdaki haber de bunu teyit eder. Lefke’de tefeci olarak aktif şekilde görev yürütmesi 1930-40’lı yıllara rastlar. 1950’li yıllarda hem ekonomik durumun değişmesi ve hem de toplumlar arasında kıpırdanmalar başlaması Lefke’den gitmesini zorunlu kılmıştır. Bazı kaynaklar hiç evlenmediği, bazı kaynaklar ise Lefkoşalı bir avukatla evlendiği fakat Lefke bölgesiyle ilgili olduğu dönemde dul olduğu yönündedir. Çocuğu olmadığı söyleniyor. Yıllar önce de vefat etmiştir.

*     *     *

Bahsi geçen dönemde, özellikle de 1930-40’lı yıllarda Kıbrıs Türklerinin ekonomik durumları iyi değildi. Yoksa “iyi değildi” demek hafif mi kalıyor? Çok kötü olduğunu mu yazsaydım. 1930’lu yıllarda Kıbrıs Türkünün ekonomik durumunun zorluklarını gösteren çalışmalar bulunmaktadır.[5] Her ne kadar konumuz Kıbrıs geneli olmasa da geniş resmi yakalamak için dönem gazetelerinden bir iki örnek vermekte fayda vardır:

“…Kıbrıs’taki malların yekûn kıymeti on sekiz milyon ve bütün Kıbrıs köylüsünün yekûn borcu, iki milyon İngiliz lirasıdır. Adanın nüfusu nazarı dikkate alındığı taktirde bu iki milyon borçtan Türk köylüsünün hissesi beş yüz bin İngiliz lirasını geçmez. Fakat köylü o derece ağır faizlere ve karışık murabahacı muamelesine tâbi bulunuyor ki… bu borçtan kurtulmak imkânı olmadığı gibi gittikçe kabaran borcun köylüyü her gün biraz daha yutup bitirdiği görülüyor”.[6]

1923 Lozan Antlaşması sonrası Türkiye’ye göçler, 1929 dünya ekonomik krizinin ve 1931 Ayaklanmasından Kıbrıslı Türklerinin sorumlu tutulmasının ekonomik durumun zorlaşmasına etkileri muhakkak vardır. Ayaklanma sonrası Kıbrıslı Türkler basit gerekçelerle işlerinden atılmışlardır. Kıbrıslı Türkler ekonomide önemli kalemi yabancılara ve özellikle Rumlara kaptırmışlardır. Kış mevsiminin de sert geçmesi ağırlıklı olarak köylerde tarımla geçimini sağlayan Kıbrıs Türkünün ekonomik durumunu zorlaştırmıştır. Borçlanmak ve ağır faizler ödemek ayrı bir sıkıntıyı oluşturmuştur. Borçlarının ödeyemedikleri zaman malları ellerinden çıkıyordu:  

“Rum köylüsünün malı satıldığı zaman gene Rum’a geçmesi, yani neticede Rum varlığının yani masum kalması ve hâlbuki borçlu Türk köylüsünün malı satıldığı vakit gene Rum’a geçmesi ve neticede Adadaki Türk varlığının sönmesidir.”[7] 

Halk bir arayış içindedir. Türkiye’ye mi kaçmalı, kalıp şartları zorlayarak yeni imkânlar mı oluşturmalı? Dönemin Ses gazetesinden aktaracağım haber Kıbrıs Türkünün bir arayış içinde olduğunu gösteriyor:  

“Mağusadan aldığımız 28 Ağustos tarihli bir mektubda bir gün evvel Hamid Kaptanın gemisiyle, erkek ve kadın 122 kişinin Türkiyeye kaçtıklarını ve Hamid Kaptanın on beş gün sonra geri gelerek bir çok kimseleri daha götüreceği bildiriliyor. Yabancıların, onparasız, adamıza gelerek mükemmel teşkilâtları sayesinde iş bulduklarını görüb dururken yerli Türk kardeşlerimizin mahza teşkilâtsızlığımız yüzünden işsiz kalması ve geçinemediği için adadan kaçmaya mecbur olması bizi çok müteessir ediyor. Hele kaçanların adedinin günden güne çoğaldığını görmek bizi çok üzüyor. Madamki teşkilât sayesinde kendi yerimizde yaşamak mümkün oluyor niçin biz de Cemaat teşkilâtı yapmaya çalışmayalım?”[8]  

Kıbrıs genelinde geçerli olan bu ekonomik zorluklar Lefke için de geçerlidir. Artı Lefke’nin bir özel durumu da vardır. Halkın gelirinin önemli bir kısmı bahçelerden gelmektedir. Bahçelerde yaşanan olumsuzluklar Lefke’nin ekonomisini çok zorlamaktadır.[9]  

1931-32 kışının sert geçmesi Lefke bahçelerini ve dolayısıyla Lefke halkını olumsuz etkilemiştir. Halk kendi yemeğini tedarik etmenin peşindedir. Lefkeliler’in kışın sert geçmesinden kaynaklanan bu açıklı durumunu 1932 yılında Söz gazetesine yansımıştır. Kafides’ten Lefke’ye su getirilmesi ile ilgili yapılan toplantıda Lefke muhtarı Mehmet Bey Bahaeddin komiserden ricalarda bulunuyor:    

Efendim Lefgenin bu sene oğradığı felâket zatı âlinizce malûmdur. İktisadi buhrana ilâveten halkın duçar olduğu büyük zarar ve ziyanı nazarı itibara alarak mümkünse bize verilecek suyu iki seneye kadar meccanen [ücretsiz] vermenizi ve olamadığı takdirde bu su vergisinin tediyatına [ödenmesi] 934 senesinden başlanmasına müsaade olunmasını reca edeceğim. Çünkü halkımız önümüzdeki sene bahçelerden hiç mahsul alamıyacak ve kendi yiyeceklerinin tedariki çaresini arayacaklardır.”[10]

Anlaşılan “iktisadi buhran” ve kışın sert geçmesi Lefke halkının ekonomik durumunu çok zorlamıştır. Ağaçlar aşılarının boyundan kesildi. Lefkeli 5-6 sene bahçelerden mahsul alamaz duruma geldi. Bahçelerin randıman almalarının 8-10 seneyi bulduğu düşünüldüğünde manzaranın korkunçluğu daha iyi anlaşılmaktadır.

Çözüm, çare nedir? Lefkeli arayış içindedir.

Kendi saf niyetimle, “neden Lefke zenginleri Lefkeliye borç verip de kurtarmamışlar ki” diye düşündüm bir ara. Ama dinletilerimden şu izlenimi edindim: “Lefkeli zenginler paradan para kazanma yerine mal, mülk kazanmayı tercih etmişler. Mala, mülke para yatırırmışlar. Borç vermekle pek araları yokmuş”. Tercih meselesi deyip geçelim mi? Peki, geçelim…

 Lefkeli çare aramaya devam ediyor. Dönem gazetelerinde aşağıdaki habere rastladım:

“Kalohoryo ve Lefkeden 52 kişi Türkiyeye gitmiştir. Yüz küsur kişi daha gideceği söyleniyor.”[11]

Türkiye’ye kaç kişi gitti, hangi kentlere yerleştiler, gidenler yaralarını sara bildiler mi? Ayrı bir çalışma konusudur bu. Ama Lefkeli’nin zorluktan kurtulmak için ürettiği bir çözümdü.

Bahçe satmak da bir çözüm müydü? Bilemiyorum ama dönem gazetesine yansımış bir kere:

 “Lefkede Ablıç mevkiinde merhum Celâl efendi Mulla İbrahim veresesine aid tahminen yirmi beş dönüm mikdarındaki bahçe herhangi bir isteklisi ile uyuşulduğu takdirde teslimedilmek üzre satılığa çıkarılmıştır. İşbu bahçenin içinden ve sıra kuyulardan akan ve yılda yüz lira kadar bir irad veren akar suyu vardır. Yine içinde tahminen yedi yüz lira kıymetinde ve her türlü müştemılâtını havi su makineleri ve su kuyusu vardır. Bahçenin portokallığından senevi beş yüz liradan aşağı kalınmamak üzre bir varidat alınmaktadır. Lefkeli Celâl efendi bahçeleri denmekle maruf olan işbu emlâki satın almak isteyenlerin bana veya varislerden herhangi birine müracaaları ilân olunur.

16.6.36 Lefkeli merhum Celâl Mulla İbrahim vereseleri namına Safvet Celâl”[12]

Şimdi bu bahçe satış haberini yazınca bir anlatımı daha hatırladım. Deniyor ki esasında zorluğu yaşayanlar bahçecilerdi. Fakat satış yapanlar sadece onlar değildi. Ekonomik durumlarından dolayı iyi bir yaşam standardını yakalamış bazı zenginler de ekonomik krizden dolayı yaşam düzenlerinin bozulması için mallarını satıyorlardı…   

Çare arayışında olan bir Lefkeli’nin Ses gazetesine gönderdiği yazısı dönem üzerine yazılan bir kitapta şöyle yorumlanmaktadır:

“Konuyla alakalı olarak Lefkeli bir okurun yazısından hareketle borçlu duruma düşen Türklere ait malların Rumların eline geçtiğini ve bunun önlenmesi için ivedilikle bir Türk bankasının kurulması gerektiğini işaret etmiştir.”[13]

Yaptığım bu son alıntı aslında konuyu devam ettirmem için bana iki kapı açıyor: ilki malların Rumların eline geçmesi ve ikincisi Lefke’nin durumdan kurtulmak için banka kurma faaliyeti. Bu kapılardan biri bizi konumuzun başlığı olan Evgeniya’ya götürecek. Diğeri ise Yeni Lefke Kooperatifi’ne.

*     *     *

Nihayet ki uzun anlatımdan sonra yeniden Evgeniya’ya dönebildik. Ekonomik zorluk yaşayan Lefkelinin “kapısına” gittiği tefeci (faizci mi deseydik) bir kadındır Evgeniya. Namı sadece Lefke ile sınırlı değildir. Kıbrıs’ta da duyulan bir isimdir. Lefke bölgesinin dağ köylerinden olsa da genelde Lefkoşa’da otururdu. Şimdi Lefkeli borç için kapısına giderdi dedik ama genelde kendisinin değil, Lefke’deki adamı (yoksa simsar mı deseydik) ekmekçi Osman [Enveri]’ın “kapısına” gidilirdi. Maddi durumu kötü olan ekmekçi Osman Beye gidip borç para almak istediğini söylerdi. Bu kadar para isterim diye. O da gidip Evgeniya ile konuşurdu. Borç verilirdi. Ekmekçi Osman da komisyonunu alırdı. Ve borçlu ürününü sattığında gidip borcunu öderdi. Borçlardan bir de çifte faiz alınırdı: biri faize verirken, biri de borcunu geri alırken.

 Vay o güne ki borcunu ödeyemedin. Borç karşılığında ipotek koyduğu malını alırdı veya fiyat koyup satışa çıkarılırdı. Herkeste para bulunmayınca da satıcı çıkmaz ve mal kendisine kalırdı. Lefkeli bu tefeci bayanın elinde kalmıştı. Lefke’deki mallar yavaş yavaş Evgeniya’nın eline geçiyordu. Gazeteye, “Türklere ait malların Rumların eline geçtiğini” yazan Lefkeli haksız da sayılamaz. Lefke’de çok mal edindi. Yukarıda satış ilanı verdiği malları Lefke’de edindiği malların tümü müdür? Bilemiyorum, zannetmiyorum. Ama önemli bir kısmı olmalı. Borç için gidecek “başka bir merci” olmayınca bu manzarayla karşılaşmak zorunluluğu vardı. 

Şimdi “başka bir merci”yi tırnak içinde ve italik yazmamın beni yukarıda bahsettiğim ikinci kapıya götüreceğini tahmin etmişsinizdir. Lefke’de halkın gideceği başka bir merci vardı. Lefke Kooperatifi. Günümüz Yeni Lefke Kooperatifi ile karıştırmayın bu kooperatifi, ona bir azdan geleceğim.

Kimi söylenenlere göre 1925, kimi söylenenlere göre ise 1935 yılında Lefke’de Lefke Kooperatifi kurulmuş ve bu kooperatifte ağırlık Rumlar’daymış. Rumlar bu kooperatifte para çekme konusunda “avantajlı” konumdayken bizim Lefkeli Türk oradan kolay kolay para alamazdı. Ekonomik zorluk yaşayacaksın, Evgeniya’ya borçlanacaksın, yüksek faizin altına gireceksin, Lefke Türk mallarını Rum’a kaptıracaksın ama Lefke Kooperatifi sana kolay kolay para vermeyecek. Yoksa Lefke Kooperatifi eski gücünde mi değildi? Bu durumda Lefkeli Türkler son çareyi devreye sokacak ve bir az devlet desteği, bir az da elinde, avucunda olan birikintilerle kendi kooperatifini kurmak isteyecek. Engelleme mi? Olmaz olur mu: Bir banka zaten var Lefke’de, ikincisine ne gerek var, kurmaya kalkışırsanız da Lefke Kooperatifi adını kullanamazsınız. Lefkeli çözümünü bulur ve önüne Yeni lafını ekleyerek Sait Galip ve Rauf Kenan önderliğinde 1938 yılında Yeni Lefke Kooperatifi’ni kurar.       

Sait Galip’in Yeni Lefke Kooperatifi’ni kurmakla ilgili ifadesi şudur: “Her kes Evgeniya’dan borçlanırdı, Evgeniya Lefke’yi satın alıyordu. Biz de buna karşı kooperatifi kurduk. Ondan borç alınmasın diye kurduk. Her kese kooperatiften borç verdik.”

Yeni Lefke Kooperatifi Evgeniya’ya olan borcunu ödeyerek veya ödemesine yardım ederek halkı onun elinden kurtarmaya çalıştı. Bahçecilerin borcu Evgeniya’dan kooperatife geçti. Kooperatif kurulmasaydı ne mi olurdu? Tarihçinin böyle bir sorusu olamaz, duymamış olayım.

*     *     *

Pamir Abiden [Nekibzade] dinledim:

“Evgeniya’ya Lefke’nin zenginlerinin borcu yoktu. Örneğin Fedai Ferid’in babası Ahmet Ferid Efendi’nin ona borcu yoktu. Ve bu konuda bir anekdot da anlatılıyor:

Zaman zaman Evgeniya Lefke’ye geldiğinde tüm borçlular ayağa kalkardı ama Ahmet Ferid Efendi ayağını ayağının üzerine aşırır ağa gibi otururdu, önemsemezdi. Tabi ki bu Ahmet Ferdi Efendinin önemini göstermesi yanında Evgeniya’nın da bir “hanımağa” gibi karşılandığını gösterir.”  

Hakkı dayı [Çağlar] Evgeniya’dan bahçe satın almış İzzet Koroğlu’ndan bir hikâye nakletti:

“Gazi lisesinin köprü tarafında yukarı kısımda okaliptüs ağaçları vardı. Aşağı tarafta da mandarin, portakal olan bahçe vardı Evgeniya’nın. Salhane bölgesi bahçelerini idare ederdi. Orayı kimden aldığını bilmiyorum. Karadağ havuzundan su getirilirdi sulamak için

Evgeniya Pedullada kalırdı. İzzet Koroğlu o dediğim yeri Evgeniya’dan alacak. Cebinde de 300 lira var, fazlası da yok. 400, 500 lira dese para yok. İzzet bey bir plan yapmış. Taksici Fehmi [Alak] dayıyı çağırmış. Mahalleden 3-4 tane de sümüklü mümüklü çocuğu doldurmuş arabaya, dağa doğu yola çıkmışlar. Evgeniya’nın evini bulmuşlar. Evgeniya’yı çağırmışlar. Balkonda durup, “ne var demiş”, Evgeniya. İzzet bey de, “salhanenin yanındaki tarlayı isterim” demiş. Evgeniya da “orası bana pahalıya mal oldu” ve 300’ün çok üstünde bir rakam söylemiş.

İzzet demiş, “hanım, sana bi şey söyleyeyim”. Açtı arabanın kapıyı, çocuklar sümüklü mümüklü gezerler oraşta. “Bu kadar çoluk çocuk var benim” demiş. “Hepsini biriktirebildiğim 300 liram var” demiş. “Verirsen bana memnun olurum, bu çocuklar için de bir şeyler ekeriz”. Evgeniya’da bir bakmış çocuklara, zayıf, çelimsiz, sümüklü çocuklar. Bahçeyi Koroğlu’ya 300 liraya vermiş. Koroğlu bu planla almış orayı.”

*     *     *

Bugün Lefke’de Evgeniya’nın ismi yaşıyor mu? İki yerde ismi karşıma çıkar. Birincisi yukarıda satış listesinde de yer alan otelinden dolayı. Bugün Direk Otel olarak bilinen otele zaman zaman Rum’un oteli veya Evgeniya Oteli dendiğini duyarım. Otel Türklerden satın alınan mülk üzerinde 1950’lerde yapılmıştır. Israrcı olmayın, otelin ayrıntılı tarihçesi ayrı bir yazımın konusudur. Buraya sığmaz… Bir de Hüseyin abinin [Sertigo’nun] bahçeleri için zaman zaman Hasanın Evgeniya bahçesi dendiğini duyarım. Çünkü babası Hasan Bey Evgeniya’ya para ödeyip orayı almıştır.

 Bugün Evgeniya Lefke’de bu kadarcık mı anılıyor? Halk arasında az sayıda tarihe meraklı olanları dışarıda bırakırsak evet, bu kadarcık anılıyor. Ne demişler, “malın, mülkün olacağına, adın sanın olsun” da yaşasın

 

[1] Bu ilan gazetenin 10 Haziran tarihli sayısında da tekrarlanmaktadır: Bkz.: “Lefkede Mal Satışı”, Hür Söz, yıl: 5, sayı 1505, Pazar 10 Haziran 1951, s. 2.   

[2] “Lefkede Mal Satışı”, Hür Söz, yıl: 5, sayı 1502, Perşembe 7 Haziran 1951, s. 4.

[3] “Lefkede Bahçe ve Ev Satışı”, Hür Söz, yıl: 5, sayı 1502, Perşembe 7 Haziran 1951, s. 4.

[4] Bu vesileyle 10 Mart 2021 tarihinde kaybettiğimiz Lefke’nin değerlerinden Fedai Beyi [Ferid’i] saygıyla, rahmetle anıyorum. Tüm çalışmalarımın önemli kaynaklarından biriydi. Evgeniya ilgili konuşmayı kendisiyle daha önce yaptığım görüşmelerde kayda almıştım.   

[5] Örnek çalışma için bkz.: Fahriye Emgili, “Kıbrıs’tan Türkiye’ye Yapılan Göçlerin Kıbrıs Türk Basınına Yansımaları (1923-1938)”, Karadeniz Araştırmaları, Güz 2013, sayı 39, s. 111-136.

[6] “Göç Fikirleri” Ses Gazetesi, 27 Mayıs 1935, Sayı: 4, s. 1’den aktaran Soyalp Tamçelik, Mustafa Kemal Kasapoğlu, Kıbrıs’ta Mizah Gazetesi: Akbaba (Günümüz Türkçesine Aktarılması ve Değerlendirilmesi), Gazi Kitabevi, Ankara 2016, s. 180.

[7] Ses gazetesi, 29 Nisan 1935, s. 2’den aktaran Emgili, a.g.m., s. 128.

[8] “Kıbrıs’tan Kaçmayalım, Cemaat teşkilâtı yapalım”, Ses gazetesi, sayı ??, Eylül 1937, s. 4. (ulaştığım gazete koleksiyonu düzenli olmadığından gazetenin sayısını tespit etmem mümkün olmadı)

[9] 1900’ların başında Lefke bahçelerine musallat olan hastalıktan Lefke halkının çektiği zorluklar konusunda bkz.: Elnur Ağayev, Bir Zamanlar Lefke, Lefkoşa 2020, s. 42-57.

[10] Konuyla ilgili ayrıntılı bkz.: Elnur Ağayev, Güzelim Lefke, Lefkoşa 2018, s. 121-127; Lefke Tarihinden Sayfalar, Lefkoşa 2019, s. 20-21.

[11] “Kıbrıs’tan gidenler”, Ses gazetesi, sayı ??, Eylül 1937, s. 3. (ulaştığım gazete koleksiyonu düzenli olmadığından gazetenin sayısını tespit etmem mümkün olmadı)

[12] “Satılık Portokal bahçesi, su ve su makineleri,”  Söz gazetesi, yıl 17, sayı 963, 19 Haziran 1936, s. 4.

[13] Tamçelik, Kasapoğlu, a.g.e., s. 181.

 918 10-04-21

  Paylaş   Tweetle   Paylaş   Paylaş   Gönder
Copyright © 2017 Doç. Dr. Elnur Ağayev | Bu sitedeki tüm görsel materyallerin hakkı saklıdır.
×
×

Avatar
Hatırla beni