"Tarihi canlı bir savaş alanı, bir ideolojik çatışma bölgesi olmaktan kurtarmamız lazım"

 

Elek…

Elek değip geçmeyelim. Çok önemli bir “bilgi üretim” aracıdır. Sağlam bir eleğe sahip olmazsak bilgiye dönüştüremediğimiz malumat yığını altında can çekişiriz. Malumatın elenip bilgiye dönüşümü onsuz gerçekleşemez. Çağımızın bu çok önemli bilgi üretim aracından edinmeyi unutmayın…

*           *           *

... Bilinçaltımıza itilmiş kavramlar, ifadeler vardır. Zaman zaman başkaldırırlar bize. Üzerlerinde biriken tozları silmemizi, onları kullanıma sokmamızı isterler. Ortamı gelince biz de onları kırmayız. Aslında onları kırmamamız bir lütuf değil de, zorunluluktan kaynaklanır…

Uzun süre şu ifade gündemimi işgal etti: “tarihçilik keyif alınarak yapılan bir iştir”. Üniversite hayatımdan sonra eğitime verdiğim ara dönemde bu ifadeyi kullandığımı hatırlamıyorum. Ama 9 yıl önce öğretim üyeliğine başladığım günden itibaren bu ifadeyi yeniden gündemime aldım ve hala da kullanıyorum. Doğrusu bu ifadeyi nereden ödünç aldığımı hatırlamada baya zorlandıydım. Sonunda Ahmet Şimşek hocamızın hazırladığı bir çalışmada Hacettepe Üniversitesi’nden tarih hocalarımla yapılan söyleşileri okuyunca ifadenin kaynağını hatırladım…

Bir süredir de başka bir kavramı dilime dolamışım. Elek kavramını. Aşağı elek, yukarı elek. Öğrenci arkadaşlarımın da kafasını elekle şişirtmişimdir. Hangi anlamda mı? Şunu söylüyorum: “Arkadaşlar, eleğimizi sağlam kuralım. O kadar sağlam olsun ki, oraya doldurduğumuz malumatları elerken sağlıklı bilgi üretebilelim, üretelim. Sakın ola o elekten taş, toprak, çöp geçmesin…”

Bugün da oturup düşündüm, Ya Hu, şu elek kavramı da nereden çıktı. Kim itmiştir bilinçaltıma şunu. İki noktayı hatırladım:

1. Köyde büyüdüm. Keyifli köy yaşamında en hoşlandığım bir şey de ninelerimin ve annemin un elemelerini izlemekti. Hele o tahta eleği, onun ince tellerini şimdi de hatırlıyorum. Eeeee, demek ki farkına varmadan bilinçaltıma bir elek itilmiş. Belki de “elekle ilgili meslek” seçimimde bu çocuksu gözlemim etkili olmuştur…

2. Elekle ilgili ikinci noktayı da Hacettepe tarihten hatırlıyorum. Bahaeddin Yediyıldız hocamız elek kelimesini hiç diline almadan bize bol bol “eleyin mekanizmasını”, “eleğin tellerini” yani “malumatı elekten geçirip bilgiye nasıl dönüştüreceğimizi” öğretti…

Eee, bu kadar elekle “haşır neşir” olursan, sonunda bilinçaltındaki elek de bir gün sana başkaldırır ve dilinden düşmez…

3 Aralık 2016-11 Mayıs 2019

 296 13-04-21

  Paylaş   Tweetle   Paylaş   Paylaş   Gönder
Copyright © 2017 Doç. Dr. Elnur Ağayev | Bu sitedeki tüm görsel materyallerin hakkı saklıdır.
×
×

Avatar
Hatırla beni