"Tarihi canlı bir savaş alanı, bir ideolojik çatışma bölgesi olmaktan kurtarmamız lazım"

 

Mehmet Kengerli Bey…

Her yıl 14 Mart günü Türkiye’de Tıp Bayramı olarak kutlanmaktadır. Bu gün dolayısıyla yıllar önce kaybettiğimiz bir doktorla ilgili o günlerde günlüğüme düştüğüm notları paylaşacağım. Aynı zamanda 1963-1964 olayları döneminde Kızılay İdari Ekip Başkanı olarak Kıbrıs Türklerine de yardımı dokunan Dr. Mehmet Kengerli Bey’den bahsediyorum. Fakat doktorluğundan değil, onda gözlemlediklerimden ve bana kazandırdıklarından bahsedeceğim…

 

20.08.2006

Üç gün önce kıymetli insan, nasihatlerini ve tarih konuşmalarını dinlemekten doymadığım büyüğümüz Mehmet Kengerli Beyi kaybettik. Mehmet Bey Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurucu başkanı Mehmet Emin Resulzade’nin dava arkadaşı, Türkiye’deki Azerbaycan muhacirlerinin önemli simalarından biriydi.

Mehmet Kengerli dendiğinde aklıma Vatan sevgisi gelir. O değerli insanın sadece konuşmalarında değil, gözlerinde de, hareketlerinde de, davranışlarında da Vatan sevgisini açık görmek mümkündü. Belki de dünyada Vatan sevgisinin ne olduğunu O’nun Vatan konulu konuşmaları sırasında gözlerindeki canlılıkta, parlaklıkta daha net görmüşümdür…

*     *     *

Mehmet Beyi ilk gördüğüm günü belki de şimdi hatırlamam ama sanki Türkiye’ye ayak bastığım ilk günden itibaren onu hep görmüşümdür. Azerbaycan Kültür Derneği’nde katıldığım toplantıların neredeyse hepsinde onu görürdüm. Biz gençlere verdiği nasihatleri ise unutmam mümkün değil. Türkiye’de yaşayan birçok muhacirden farklı olarak Mehmet Bey bize her zaman muhalefet, iktidar kavgalarından uzak durmayı nasihat ederdi. Olaylara her zaman Vatan sevgisi üzerinden bakmanın önemini anlatırdı. En son vefatından iki veya üç hafta önce Azerbaycan’dan gelen Türkoloji bölümü öğrencilerini yanına götürdüğümde de bu nasihatlerini esirgemedi. “Bölgecilik yapmayın, Bakülü, Genceli, Şekili, Lenkeranlı diye bölünmeyin, iktidar muhalefet diye düşman olmayın. O vatan sınırları kolay çizilmedi, o vatan, o devlet kolay kurulmadı. Onları korumak siz gençlerin borcudur.” Bizlerle son görüşündeki nasihatleri bunlardı. Ve bir de Karabağ derdimizi hatırlatır ve Güney Azerbaycan’daki Azerbaycanlıları unutmamamızı söylerdi…

*     *     *

Yanılmıyorsam 1998 yılının Nevruz bayramı günüydü. Bir grup arkadaşla Mehmet Bey’in her zamanki mekânına, Türkiye Anıtlar Derneği’ne bayramlaşmak için gittik. Hanımım Ceyhune de yanımdaydı. Mehmet Beyin hanımı ve kendisi Ceyhune’yi çok samimi bulmuşlardı. Aradan yıllar geçtikten sonra 2006 yılında kendilerini ziyaret ettiğimde Mehmet Bey ve hanımı o gün Azerbaycan’da olan Ceyhune’yi sormuşlardı, merak etmişlerdi. Ailemi unutmamışlardı. Azerbaycan dönüşü hemen görüşmek istiyorlardı. Kısmet değilmiş. Ceyhune ancak Mehmet Beyin vefatından sonra 01.09.2006 tarihinde Türkiye’ye dönebildi.

*     *     *

Bir gün de yanına gittiğimde beni odasına çağırdı. Bana Ziraat Bankası’nda hesap açtırmamı söyledi. Arada yardım yapacaktı. O dönemlerde öğrencilik pek de kolay değildi, bir de evliysen. Doğrusu Mehmet Bey’in bu teklifini tabiatım gereği hoş karşılamamıştım. Fakat mecbur etti. Hesap açtırdım. Belli bir süre ayda 20 veya 25 milyon para yatırırdı. Bu öğrenci için önemli bir yardımdı… Sonradan öğrendiğime göre başka öğrencilere de aynı şekilde yardım ediyormuş.

*     *     *

Türkiye’deki muhacirlerin yayınladıkları dergilerin çoğu Mehmet Bey’in arşivinde bulunmaktaydı. Bir gün Odlar Yurdu dergisinin koleksiyonunu kendisinden istedim. Seve seve verdi. Dergiyi kullandım. Daha sonra da iade etmeden kendim için fotokopisini çekmek istedim. Ama ki çektiğimde kitap eski olduğundan bazı sayfalar koptu. Utandığımdan uzun süre dergiyi Mehmet Bey’e iade edemedim. Arkadaşlarla haber yolladı. Araz Aslanlı ile en az üç kez haber gönderdi. Sonunda dergiyi de alıp yanına gittim. Doğrusu dergiyi geciktirdiğim için kızacağını düşünüyordum.

Odasında oturuyordu. Masada yaptığı işler vardı. Kafasını kaldırdı. Doğrusu ilk bakıştan tanımadı. Çünkü O’nunla görüşmeyeli kilo alıp bir az değişmiştim. Bakışlarından bunu anladım. Onun için de kendimi taktim ettim: “Ben sizin derginizi çalan Elnur”. Bu sözlerime çok güldü. İyice sarıldı bana. Beni gördüğüne çok sevindi. İşlerimle ilgilendi. Kızım dediği hanımım Ceyhune’yi sordu. Türkiye’ye gelince kızımı yanıma getir, hanım da sizi çok özlemiş, dedi… Çay ısmarladı. Yarım saate yakın muhabbet ettik. En son bir de Yeni Türkiye yayınlarından Türkler eserini sordu. Fiyatı pahalı olduğundan ucuz fiyata bulduğumda haber veririm, dedim. Yok, dedi, fiyatı önemli değil, sen bul getir, gereken neyse öderiz. Bense kitabın yeni baskısının bitmesini bekledim, ayın sonunda bitecekti. Demek ki Mehmet beyin bunu görmeye de zamanı yokmuş…

*     *     *

Mehmet Bey kısa boylu, ak saçlı idi. Bir Dede Korkut görüntüsü vardı onda. Bizim hafızamızda da hep böyle kalacaktır. Ak saçları hem de uzundu. Sanki saçlarını hiç kestirmez ve hep öyle kalırdı. Yaşı 90’nı geçmesine rağmen yola yürüyüşünde gençlere taş çıkarırdı. Hatta son görüşümüzde şaka da yapmıştık ki, Mehmet bey maşallahınız var, bizden hızlısınız. Demek ki o hızıyla acelesi varmış…

*     *     *

Azerbaycan’dan Bakı Devlet Üniversitesi’nin Türkoloji bölümünün öğrencileri Ankara’ya gelmişlerdi. TÖMER’de bir aylık eğitim alacaklardı. Onlara ilk olarak Mehmet Kengerli’yi ziyaret etmelerini söylemiştim. Dolayısıyla randevu almak işi de bana düşüyordu

Türkiye Anıtlar Derneği’ni aradım. Mehmet Beyle görüştüm. Çok sevindi. Yarın çocukları mutlaka getir ve sen de yanlarında gel dedi.    

Doğrusu yarım saatlik bir görüşme olacağını düşünmüştüm. Oysa Mehmet Bey tam tamına üç saatini bize ayırdı. Gençlerle tek tek ilgilendi. Gençlerin meraklı sorularını cevapladı. Onları sorguya çekti. Onlardan uzattığı kâğıda isimlerini teker teker yazmalarını istedi. Nasihatlerini esirgemedi. Ayrılırken de gençlere Anıtlar Derneği’nin bloknot, kalem, dergi ve Güney Azerbaycan’daki son olaylarla ilgili hazırladıkları bülteni hediye etti.

Öğrencileri Azerbaycan’a dönmeden önce bir daha yanına götürmemi istedi. Yemek ısmarlayalım çocuklara dedi. İşlerimin yoğunluğundan az kala Mehmet beyin bu ricasını unutacaktım. Bir gün iş yerindeyken telefon çaldı. Mehmet Bey arıyordu. Nerelerde kaldınız, ben sizden haber bekliyorum. Yarın saat 19.00’da sizleri yemeğe bekliyorum dedi.

Anlaştığımız saatte gençleri de alıp yanına, derneğe gittik. Oradan bizi yakındaki otele, yemeğe götürdü. Yemek faslımız iki saate yakın sürdü. Mehmet Beye masanın başında yer ayırttık. O ise, masanın başından herkesi duymuyorum bahanesiyle masanın orta kısmına geçti, gençlere daha yakın olmak istiyordu. Yine de gençlerle teker teker ilgilendi. Resimler çektirdik.

Ayrılırken otelin kapısında her birimizle ayrı ayrılıkta görüşerek ayrıldı. Gençlerle vedalaşıp Mehmet Beyle ayrıca sohbet edecektim. Anıları konusunda. Bildiğim kadarıyla onları yazmıyordu. Herkese parça parça anlatmıştı. Ama tamamını yazan birisi yoktu. Doğrusu onun anılarını yazmak da kolay değildi.

Mehmet Bey aslen Karabağlıdır. Dediğine göre Kengerler, Nahçıvan’dan Karabağ’a göç etmişler. İkinci Dünya Savaşı başladığında savaşa katılmış. Almanlara bilerekten esir düşen şanslılardanmış. Sovyetlere karşı savaşıp Azerbaycan’ı kurtarmak istemişler. Fakat Almanların niyetinin Azerbaycan’a bağımsızlık vermek olmadığını anlayınca kaçma planları yapmışlar. Mehmet Emin Resulzade ile arkadaş olmuş. Türkiye’ye gelmiş. Yıllarca Sovyet ajanları tarafından takip edilmiş. Sovyetlerden Türkiye’ye gelenlere görüşülmesi yasak edilen şahıslardan olmuştur ve sair… Doğal olarak bu tarih dönemi ve olayları bilmeden Mehmet Beyin anılarını yazmak eksik kalırdı. Mehmet beyle bu konuda görüşecektim… Ben çocukların yanından ayrıldığımda Mehmet Bey çoktan gitmişti… Demek ki bu anıları yazma işi de kısmet değilmiş…

*     *     *

Cuma günü iş yerindeydim Telefon çaldı. Anıtlar derneğinden arıyorlardı. Arayan Mehmet beyin yardımcısı idi: “Elnur, dün gece tatil bölgesinde Mehmet beyi kayıp ettik. Azerbaycan’dan yakın arkadaşlara haber verebilir misin, lütfen…”.

*     *     *

Mehmet Beyin vefatını Azerbaycan’dan birçok dosta, arkadaşa, hocaya duyurdum. İşlerinden dolayı, siyasi durumlarından dolayı, siyasi şartlardan dolayı Müsavat Partisi başkanı İsa Ganber’den başka gelen olmadı. Tabii ki kısa sürede gelip yetişmek kolay değildi.

Azerbaycan Kültür Derneği’nin ayarladığı otobüsle Karşıyaka mezarlığına gittik. Siyasetçiler, Kültür Derneğinin değerli yöneticileri oradaydı. Otobüste dostlarımızdan Zaur Bayramlı ve Azerbaycan’dan gelen Müsavat Partisi başkanı İsa Ganber de vardı… Mehmet Beyi Ankara’da Karşıyaka Mezarlığı’nda defnettik.

Dönüşte otobüste İsa Ganber’in üzüntüden art arda sigara içişini unutamam.

Allah Mehmet Kengerli Beyi rahmet eylesin…

 

 151 14-03-23

  Paylaş   Tweetle   Paylaş   Paylaş   Gönder
Copyright © 2017 Doç. Dr. Elnur Ağayev | Bu sitedeki tüm görsel materyallerin hakkı saklıdır.
×
×

Avatar
Hatırla beni