/Neclâ Salih Suphi’nin İçimdeki Dünya kitabının tanıtım toplantısı için notlarım/
Neclâ Salih Suphi’nin İçimdeki Dünya isimli şiirler kitabının sayfalarını çevirirken hayatı ve şiirlerinde işlenen konular bağlamında dikkatimi çeken, bana yorum yaptıracak, zaman zaman da beni sürükleyip götürecek hususlar bulunmaktadır.
Neclâ Hanımın İmzasıyla Karşılaşmam…
2018 yılında Lefke Tarihi ve Kültürü Üzerine Araştırmalar isimli editöryel kitap için yazı taraması ve tercihi yaparken yorulmaz edebiyat tarihçisi /edebiyatşinas/ve kıymetli insan Gülgün Serdar hocamın Edebiyatımız ve Lefke isimli araştırmasına rastladım. 2000 yılında Lefke Belediyesi’nin 100. Yılı kuruluş etkinliğinde sunulan bu araştırma maalesef o günden sonra dikkat kenarında kalmış ve yayınlanmamıştı. Gülgün hocaya ulaşıp, yıllar sonra araştırmanın metnini istediğimde sağ olsunlar hemen gönderdiler ve bu araştırmaya bahsi geçen Araştırma kitabımızda yer verdik.[1] Sonraki yıllarda Gülgün hocam aynı yazıyı Doku kitabında da yayınladı.[2]
Gülgün Serdar hocamın Edebiyatımız ve Lefke isimli araştırmasında ilk defa Neclâ Salih Suphi ismine, imzasına rastladım. Gülgün hocam Neclâ Hanım ve bir şiiriyle ilgili şunları aktarıyordu okuyucusuna:
“1940’lı yılların, Çığ grubunun yolundan giden bir başka imzası ise yine Lefkeli olan Neclâ Salih Suphi’dir. Şair, 11 Kasım 1945’te yayınlanan bir şiirinde Türk ulusunun hiç sönmeyen Atatürk sevgisini dile getirirken
“Atam, bütün millettir başına kanat geren
Bütün millettir bugün kabrine ışık veren…
Sana ışık verenler ışığı senden aldı.
Atam, sensiz bu vatan ölmedi, canlı kaldı
Türk milletidir bugün, dünyaya ışık salan
Türk milletidir bugün, paylaşılmadan kalan.” (Yedigün Mecmuası, İstanbul 1945) şeklinde dizeler söyler…”[3]
Gülgün hocamın bu değerli araştırmasını okuduktan sonra Lefke araştırmalarıma bir isim de dahil etmiş oldum: Neclâ Salih Suphi ismini.
Arşiv taramalarımda, özellikle Kıbrıs’ta yayınlanmış İstiklâl ve Bozkurt gazetelerinin koleksiyonlarını tararken Neclâ hanımın şiirlerine de artık özen göstermeye başladım. Değişik konularda şiirleri olsa da en fazla dikkatimi çeken Lefke konulu şiirleriydi. Bundan olacak ki Neclâ Hanımın yaşamı ve şiirleri ile ilgili bilgisayar ekranıma ilk kırık kırık cümleler, düşünceler, heyecanlar yansımaya başladı:
“Lefke’de bir Neclâ Salih Suphi yaşadı. Yaşadı ifadesi sadece fiziki manada anlaşılmasın, Lefke’de Lefke’yi yaşadı o. Doğrudur, hâlâ bir şiir kitabını yayınlatamadık…
İstiklâl gazetesinin sayfalarını çeviriyorum. Neclâ Hanımın orada yayınlanan sayısız şiirlerini okuyorum. Okuyunca aklımda şunlar geçiyor: Lefke’yi yaşamayan birisi Neclâ Hanımın şiirlerini anlamaz. Lefke bahçelerine gömülmeyi vasiyet ediyor bir şiirinde Neclâ Hanım:
Hilkatın eseridir her mevsim sarı, yeşil,
Renk, âhenk, sevda taşır, bitirmez vere vere
Dalları dua okur, her yaprağı bir kandil
Ölürsem gömün beni o yeşil bahçelere.”[4]
“Küçücük Lefke”nin Yetiştirdiği Edebiyatçılar…
2018 yılında Lefke ile ilk kitabım olan Güzelim Lefke’yi yayınlayıp bir akademisyen hocama götürdüğümde, hocamız “küçücük Lefke’de bu kadar konuyu nasıl bulduğumu” merak etmişti. “Alana indiğiniz zaman, arşive gittiğiniz zaman Lefke ile ilgili sınırsız sayıda kaynağa, konuya rastlarsınız, bu kitabcığım deryadan bir damladır” demiştim.
Söylediğim bir hamaset değildi, gerçeğin ta kendisiydi. Geçen süre zarfında “küçücük Lefke”den 8 kitaplık konu çıkarttım ve yenilerini çalışmaya daha devam ediyorum.
“Küçücük Lefke”nin yetiştirdiği çok değerler vardır. Konumuz bağlamında sadece yazar ve şairleri hatırlatacağım: Neclâ Salih Suphi, Ulkiye Mine Balman, Harid Fedai, Fikret Demirağ, Nevruz Hanım Tekman, Nazenin Hanım Çağlar, Nazım Beratlı, Tayfun Yüceer, Zehra Çete… Lefke’den geçen ve bölgenin güzelliklerden vecde gelip Lefke’nin yaşamını, doğasını, güzelliğini terennüm eden şairlere ne demeli: İbrahim Zeki Burdurlu, Sakıp Bodamyalızade, Münteha Taylan, Mevlüt Koca…
…Ve ayrıca bugün bölgede insanlara dokunduğunuz zaman Lefke’de nerede ise her kesin bir “şiir yazma macerasının” olduğunu görüyorsunuz.
… Lefke’de aşk mektupları şiirlerle biterdi. Bakınız 1940’larda Lefkeli güzel kızın yakışıklı delikanlıya duygularını aktarırken şiir nasıl da tercüman olmuş:
Bahçede öd ağacı
Sensin başımın tacı
Bu derdi senden kazandım
Sensin bunun ilacı.
Karlı dağda kar kalmadı
Yüreğimde yağ kalmadı
Sana daha çok yazacaktım
Kağıdımda yer kalmadı.[5]
Lefke’de Herkes Şair… Sebebi SU…
Lefke’de nerede ise her kesin bir “şiir yazma macerasının olduğunu” ifade etmek abartı değildir, bir tespitte bulunmaktır. Lefke araştırmaları yaptığımda görüştüğüm şahısların anlatımlarından bu şiir yazma veya şiir yazmaya teşebbüs etme özelliklerini yakalamışımdır. Tabii ki bu yazılanların bir kısmı şiir kural ve kalıpları içinde yazılmış şiirlerdir. Bir kısmı ise şiir kurallarına uymayan ama duyguların “şiir formatında” ifadesidir.
Karşılaştığım bu manzaranın kökenini hep merak etmişimdir. Burada insanları vecde getiren, şiirler yazdıran güç ne acaba? Ve bu merak beni yaşamın kaynağı olan su’ya götürmüştür. İlk medeniyetlerin kurucusu olan su, Lefke’de de üretimin, dolayısıyla ekonominin ve manevi şekillenmenin kaynağıdır. Lefke’nin Güney’inde Trodos eteklerinde bulunan su barajları, Lefke’de bulunan su kuyuları Lefke’de yeşilliğin, doğasının nazlı gelin görünümünün kaynağıdır. Üretim anlamında tarım ve bahçeciliğe dayanan bir köy olan Lefke’de ekinin, bahçelerin kaynağı arklardan akan şırıl şırıl su’dur. Su’yu bu saydıklarımın altından çekin ne güzellik kalır, ne de üretim.
Su Lefke’nin bir bestekârıdır. Bakınız 1930’larda Lefke’den geçen müzik öğretmeni Süleyman Nasip şu bestekârı nasıl tarif ediyor:
“Lefke’nin her sokağında, asırlarca kendi şarkısını bestelemekle uğraşan çok eski bir bestekâra rastlarsınız. O, akar su’dur. Onun köpüklerle akışı ve yuvarlanışı ne kadar hoştur? Akar su sana hoş geldin der gibi çağıldar, ruhuna hayat ve tazelik verir...”[6] Su’yu arklardan çekin bestekâr kalmaz…
Neclâ hanımın şiirlerinde Lefke’de su’yun başka bir özelliğini yakalıyoruz. Hatıralarım isimli şiirinde şöyle sesleniyor, Neclâ Hanım:
İçinde kardeşimle uyuyoruz yan yana
Anam susmuş ninniyi yalnız söylüyor sular…[7]
Evet, doğru yakaladık, su’lar Lefke’de annelerle beraber, bazen de anneler sustuğunda çocuklara ninni söylerler. Buradan su’yu kaldırmayı denerseniz ninni kalmaz.
Evet, su Lefke’de yaşam kaynağı olduğu kadar şairlerin ve şairliğin de ilham kaynağıdır. Lefkeliler, amandır dikkat edin, dünyanın susuzlukla mücadele ettiği bir dönemde su’yunuza sahip çıkın, onu kurutmayın. Yoksa ne güzellik kalır, ne üretim kalır, ne bestekâr bulunur, ne şiir kalır, ne şair…
Neclâ Hanımın Şiirleri…
Neclâ Salih Suphi, çağdaş Kıbrıs Türk şiirinin kurucuları arasında yer almaktadır. Hececi-Romantik Şairler sırasındadır. Çağdaş Kıbrıs Türk şiirinin Türkiye’de temsil eden 4 Kıbrıslı Türk kadın şairden biridir. Ve bu 4 şair arasında şiir kitabı yayınlanan sonuncu şairdir (diğer 3 kadın şair Urkiye Mine Balman, Pembe Marmara ve Engin Gönül’ün kitapları daha önceki yıllarda yayınlanmıştı). 1940’lı yıllarda başladığı şiir yazma yolculuğuna 1970’lerde İngiltere’ye taşınmasından olacak ki ara vermiş. Bu dönem şiirlerinde yurt, vatan sevgisi, Atatürk, Mehmetçik, Kıbrıs Türk Mücahidi, Türklük, ölüm, ölümün acımasızlığı, sevgi, doğanın terennümü, Türkiye, Kıbrıs, Lefke, köylü, çiftçi konulu şiirler ağırlıklıdır.
Neclâ Hanımın belli bir aradan sonra 1994 yılından yeniden başladığı şiir yazma uğraşı 2000 yılında vefatıyla sona ermiştir. Ağırlıklı olarak Londra’da yazdığı bu dönem şiirlerinde ise ihtiyarlık, vatan, yurt özlemi, yaşamın anlamı, sosyal içerikli ve kendine hitaben yazdığı şiirler önemli yer tutmaktadır. Bu dönemde İngilizce yazdığı şiir denemeleri de bulunmaktadır.
Neclâ Hanım, farklı tarihi devirler (Kıbrıs’ta yaşanan olaylar kastedilmektedir) ve farklı mekânlarda (Lefke, Lefkoşa, Limasol, İngiltere) yaşadığından şiirlerinin buna bağlı olarak dağınık olduğu anlaşılmaktadır. İçimdeki Dünya kitabın önsözünde kızı Nilden Eminer kitabın hazırlık ve yayınlanma aşamaları hakkında ayrıntılı bilgiler vermektedir. Nilden Hanımın anlatımlarından kitabı yayına hazırlarken zor bir süreç yaşadığı anlaşılmaktadır. Kaybolduğu düşünülen bir kısım şiire annesinin Lefke’de büyüdüğü evde korunan sararmış defterden ulaşmış. Lise yılları şiirlerini annesinin okul arkadaşının (Merdiye Ziya) okul yıllarında tuttuğu şiir defterinde bulmuş. Elnur Ağayev’in Güzelim Lefke kitabında gördüğü gazete kaynaklarından hareketle gazetelere yönelmiş. İstiklâl, Bozkurt gazeteleri ve Türkiye’de yayınlanmış Yedigün dergisini taramış. Dolayısıyla tüm bu çabalar sonucu, yola çıkarken elinde bulunan şiiri sayısını 90’dan 198’e çıkarmıştır. Nilden Hanım, böylece edebiyatçıların, edebiyat tarihçilerinin yapması gereken işi yüklenmiş ve başarıyla tamamlamıştır.
Bundan sonra edebiyat bilimcilerine ve eleştirmenlerine ve ayrıca edebiyatşinaslara önemli görevler düşüyor.
Görevlerinden biri, döneminde yayınlanan diğer kaynaklardan da Neclâ Hanımın şiirlerini izini sürdürmek ve kitap dışında kalma ihtimali olan şiirlerine ulaşmaktır.
İkinci görev ise, tabi ki edebi bir belge olan kitaptaki şiirlerin dil ve üslubu, kelime hazinesi, karakterler, olay, olgular, betimlemeler ve tarihliği üzerine araştırmalar yapmaktır.
Neclâ Hanım – Lefke…
Neclâ Hanımın çeşitli konularda şiirleri bulunmakta ama bence tüm bu şiirler ve konuları Lefke merkezlidir, Lefke özlemlidir, Lefke’den yaşama, Kıbrıs’a, Türkiye’ye ve dünyaya bakıştır. Bu şiirlerde özelde Lefke’nin tarihini, sosyo-kültürel yaşamını, doğasını, güzelliğini ve ayrıca Türklüğünü yakalarsınız. Ayrıca Neclâ Hanım’ın neredeyse tüm şiirlerinde tarihilik vardır.
Neclâ Hanımın şiirlerindeki özelliklere birçok şiirinden örnekler verilebilir. Ben burada bir örnekle yetineceğim. Ve tercih nedenim seçtiğim şiirin bugün da büyük önem ve anlam taşımasıdır. Şiirin ismi Yeşil Lefkem’dir. Şiir 1 Şubat 1970 tarihli Bozkurt gazetesinde yayınlanmıştır.[8]
Neclâ hanım bu şiirinde Dün ve Bu gün boyutuyla Lefke’nin iki farklı tarih dönemine ve sosyal, ekonomik, doğal yapısına nazar salmakta, bu dönemler arasında yaşanan değişimleri takip etmektedir.
Şiirin Dün adlanan ilk kısmında doğasıyla, tarihiyle, sosyal yaşamıyla olumlu bir Lefke manzarası sunulmaktadır. Mekan Lefke’dir, anlatılan tarihsel boyut ise 1960’lara kadar olan tarihsel süreçtir:
“Bir zamanlar bu adada yeşil bir Lefke vardı
Her dalında bülbül öter, her yanda su akardı.
Yemyeşildi ovaları, yemyeşildi bahçeler.
Sanki cennetten bir köşe her mevsimde bu yerler
Yirmi, otuz işçi ile her bahçe bellenirdi,
İşçilerin sesleriyle her taraf şenlenirdi.
Dağlar gibi yığılırdı, bahçelerde yemişler
Ne Portokal bayramları kutlamıştır bu yerler
Zengin fakir tasasızdı yoktu bir geçim derdi
Çünkü Tanrı bu yerlere her şeyi bol bol verdi.
Portokallar, mandarinler, sarı sarı limonlar
Bahçelerde zeytin, hurma, her çeşit meyvesi var
Akşamları yamaçlardan kaval sesi duyulur
Gece açar kollarını Lefkem huzurla uyur..”
Şiirin Bu gün adlanan ikinci kısmında ise tam tersi, doğasıyla, tarihiyle, sosyal yaşamıyla olumsuz bir Lefke manzarası sunulmaktadır. Yine mekân Lefke’dir, fakat tarih bu sefer 1960’lı yılları gösteriyor:
“Noldu sana şirin Lefkem, yeşil Lefkem, can Lefkem
Bir şifasız derdin mi var, yok mudur devan Lefkem
Yarının yok, ufukların kara kara bulutlu
Dört yanında bulamadım tek bir insan ki mutlu
Hani dalda ötenlerin, bahçede şakıyanlar
Hani nerde kaval sesi, nerede çağlayanlar
Nerde zümrüt ovaların, nerde zümrüt bahçeler
Yetim yavrular gibidir, şimdi ağlayan her yer.
Sokulup ta can evine, Lefkemin sinesine
Tıpkı bir heyulâ gibi dikilmiş tepesine
Ağzından maden tozudur püsküren hiç durmadan
Diyorlar ki gücün yetmez azılıdır bu düşman
“Zalimin zulmü varsa da masumun Allah’ı var”
Yeşil Lefkem Türk ilidir, yalnız Türk’e olur yâr.”
Şiiri okuyan okuyucu doğal olarak Lefke’ye bu olumsuz değişimi yaşatan olayı merak etmektedir. Evet, şair şiirin sonunda geleceğe umutla bakmaktadır fakat onu olumsuz betimlemeler yapmaya sürükleyen etkenler nelerdir?
Bu sorunun cevabını ararken karşınıza Lefke bölgesinde faaliyet göstermiş Amerikan işletme şirketi olan CMC gerçeği çıkıyor. Bu gerçek, Lefke halkının eline belki para geçirmiş, ekonomisine dayanak olmuştur ama bunun karşısında Lefke’nin doğasını bozmuş, bölgenin fiziksel ve kısmen de insan yapısını hastalıklı duruma düşüren bir gerçektir. Özelde ise bu gerçek CMC’nin Gemikonağı tesisinin ve çıkarılmaya başlanan açık madenin getirdiği tozun Lefke bahçelerine ve Lefke insanının sağlığına dokundurduğu olumsuzluklardır. Lefke bahçelerinde ürünler yarıya yarıya azalmış, insanları ise sonraki yaşamlarında bu tozların olumsuz etkilerini üzerlerinde hissetmişlerdir. İşte Lefke’yi ve şairi olumsuzluğa iten bu gerçektir.
Şiirin güncel önemini sorarsanız, onu su’dan bahsederken vurguladım bile. Su sorunu yaşanan günümüz dünyasında susuz bir Lefke “CMC gerçeğinden” beter olacaktır. Önlem almak şarttır.
Yukarıda da ifade edildiği gibi Neclâ Hanımın şiirlerinin her birinin aynı zamanda tarihliği vardır ve bu şiirleri okurken bu tarihliğin üzerinden sukutla geçmek mümkün değildir.
Topluma Düşen Görev…
Neclâ Salih Suphi Lefkeli’dir, Kıbrıslı’dır, Türkiye’de Kıbrıs’ı temsil etmiş bir şairimizdir. Fakat bu temsiliyetin yaşadığı toplum tarafından algılandığı söylenemez. Kıymetli Lefkeli şair Fikret Demirağ dışarıda bırakılırsa, diğer birçok Lefkeli veya Lefke’den çıkmış Kıbrıslı aydınlar gibi Neclâ Salih Suphi’nin de ismi Lefke’de yaşatılmamaktadır. Yaşadığı eve bir levha asılmış değildir. İsmine herhangi bir eğitim ve kültür kurumunda rastlayamazsınız. İsmi sokak, cadde ve bulvarlara verilmemiştir. Doğum ve vefatı günlerinde anılmamaklar. Bence bu konu toplumu, Lefke halkını derinden düşündürmelidir…
[1] Gülgün Serdar, “Edebiyatımız ve Lefke”, Lefke Tarihi ve Kültürü Üzerine Araştırmalar, editor: Elnur Ağayev, Lefkoşa 2018, s. 353-362.
[2] Gülgün Serdar, Doku, Lefkoşa 2018.
[3] Serdar, “Edebiyatımız…”, s. 356.
[4] Elnur Ağayev, Güzelim Lefke, Lefkoşa 2018, s. 17.
[5] Ağayev, a.g.e., s. 134
[6] Ağayev, a.g.e., s. 17.
[7] Neclâ Salih Suphi, İçimdeki Dünya, NDEN Yayınları, Lefkoşa 2024, s. 56.
[8] Necla Salih Suphi, “Yeşil Lefke”, Bozkurt gazetesi, 1 Şubat 1970, yıl: 19, sayı: 6554, s. 2; Neclâ Salih Suphi, a.g.e., s. 135-136.
